İçeriğe geç

Burada da Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait ayrı bir içtimaî edebi görüyoruz. O, ashabıyla oturmuş meşveret ediyordu. Meşverette ağır basan görüşe karşı ısrarda bulunmuyordu. Bu da idareciye ait bir edepti. Ayrıca, ısrar etseydi, sahabe mutlaka O’nu dinlerdi, fakat, binde bir dahi olsa muhalefet ihtimali onların mahvına sebebiyet verebilirdi. İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ince noktaya da böylece riayet etmiş oluyordu. Çünkü aynı zamanda O, bir şefkat âbidesiydi. Ashabının böyle bir durumda, Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) muhalefet gibi bir hüsrana düşmelerini elbette istemezdi. Bir müddet sonra sahabe de razı oldu. Ancak Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kere zırhını giymişti. Artık onu çıkaramazdı.

Uhud’a gidildi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ordunun tanzimini bizzat kendileri yaptılar. O bir erkân-ı harpti. Orduyu en güzel şekilde tanzim etmişti. Nitekim düşman ilk müsademeyle darmaduman olmuş ve kaçışmaya başlamışlardı. Ancak, buradaki stratejiye de muhalefet edilmişti. Yani sahabe yine emir dinlemedeki inceliği tam mânâsıyla yerine getirmedi. Meselâ okçulara, yerleştirdiği yerden ne olursa olsun ayrılmamalarını söylemiş ve şöyle tahşidatta bulunmuştu: “Kartalların, cenazelerimizi kaldırdığını görseniz yine yerinizden ayrılmayın. Bizi ganimet taksim ederken görseniz yine yerinizden ayrılmayın…” Buradaki inceliği de kavrayamadılar ve kendilerince; ihtimal ki bu düşman mukavemetini devam ettirdiği süreceydi, hâlbuki şimdi düşman kaçacak yer arıyor, bizim burada beklememiz beyhude, gidip arkadaşlarımıza yardım edelim… vs. diye düşündüler.

9