İçeriğe geç

Evet, bütün Arş’ı-ferşi velveleye verme, kader kalemlerinin yazışına şahit olma, Cennet ve Cehennem’i gezip görme gibi faziletleri kendinde toplayan tek peygamber, Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz’dir. Ve işte biz de böyle miraçla şereflendirilmiş O peygamberin ümmetiyiz. O, miraç seyahatinden, Rabbimiz’in bir hediyesi olarak bize turfanda bir hediye getirmiştir. Bu hediye namazdır. Namaz da mü’minin miracıdır. Bunu da Cenâb-ı Hak bize en kâmil ve mükemmel mânâda ihsan etmiştir.

Burada edebin müşahhasından yani, Efendimiz’in edebinden bahsediyoruz. Sözün akışını bu noktaya getiren sebep ise, sorudaki “Nasıl”a cevap teşkil etmesidir. Aslında bu meselenin nasılını düşünmeye, hiç gerek bile yoktur. Cevap gayet kısa ve nettir: “Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kime nasıl davranmış ve nasıl davranılmasını istemişse, işte öyle…” demek yeterlidir.

Durum böyle olunca, insan büyüğüne, mürşidine, muallimine, kumandanına, başındaki âmirine, onlara, kendi hudutları dışında bir pâye vermemek kaydıyla ve onlar da daima hak ölçüsü içinde kaldıkları müddetçe, itaat etmeli, saygı göstermelidir ki, bu da bir edeptir. Ancak edebi tek taraflı düşünmek bir hatadır. Büyüklerin küçüklere ve üsttekilerin de alttakilere karşı bir edep tavrı vardır. Ve zaten hakikî edep bu iki kanadın kendilerine düşen edep vazifesini tam yerine getirmeleriyle mümkündür.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), arkadaşlarıyla beraber yapılması gereken işlerde bizzat aktif olarak çalışırdı. Ev işlerinde de hanımlarına yardım ederdi. Kimseye emr-i vâki yapıp şahsî işlerini gördürmezdi. Belki arkadaşları, O’na ait bir işi yapmak için âdeta birbirleriyle yarışırlardı. Fakat her defasında iş yapmaya ilk teşebbüs O’ndan gelirdi.

16