Hayatında hiç mağlubiyet görmemiş ve İslâm’ın hep yüzünü güldürmüş büyük kumandan Halid b. Velid, Akkad’ın tabiriyle “Eşi bulunmaz büyük deha”, bir muharebede başındaki sarık yuvarlanınca sarığına doğru koşar. Askerler arkasından bağırırlar: “Kumandan, düşman saflarına giriyorsun, dikkat et!” O, arkasına dahi bakmadan ve gelecek kılıç darbelerine hiç aldırmadan seslenir: “Hayatın da sözü mü olur? O sarığın içinde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek kılı var!.”
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onların ruhlarına bu derece işlemişti.
O geldiğinde edeple ayağa kalkar ve O oturmadan da kimse yerine oturmazdı. O, kat’iyen onlardan böyle bir hareket talep etmezdi. Talep şöyle dursun daima ikaz eder ve “Acemlerin ayağa kalktığı gibi siz de ayağa kalkmayın!”14 buyururlardı. Ancak her defasında sahabe, içinden gele gele O’na ayağa kalkar ve bunu da sadece bir vazife telakki ederlerdi.
Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ile bir Yahudi arasında münakaşa çıkar. Her ikisi de kendi peygamberinin daha üstün olduğunu söyler. Bir ara Yahudi, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında uygunsuz bir laf söyleyince, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) sıddîkiyetinin gereği, Yahudiye bir tokat aşkeder. Yahudi, yemez içmez derhal Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna gelerek durumu haber verir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hâdise vesilesiyle ashabına şöyle ferman eder: “Beni, Musa’dan (aleyhisselâm) üstün tutmayınız. Çünkü haşir için sûr üflenince, ilk kalkan ben olacağım. Kalktığımda Hz. Musa’yı (aleyhisselâm) Arş’ın kaideleri altında yalvarırken bulacağım.. bilemeyeceğim, bu, benden evvel bir haşr u neşir midir, yoksa Tur sâikası bedeli midir?”15