devam iddiasını, “arşî” ve “süllemî” gibi isimlerle bilinen ve bir yaratıcının varlığını ispat eden meşhur on iki kesin delil ile çürütmüş ve bu iddianın akıl dışı olduğunu göstermişler. Sebepler silsilesini kesip Vâcibü'l-Vücûd’un varlığını ispat etmişler.
Biz de deriz ki: Sebeplerin, silsilelerin, delilleriyle âlemin nihayetinde kesilmesini göstermektense her şeyde Hâlık-ı Külli Şey’e has mührü göstermek daha kesin, daha kolaydır. Kur’an’ın feyziyle bütün “Pencereler” ve bütün Söz’ler, o esas üzerinde gitmiş. Bununla beraber imkân noktasının sınırsız bir genişliği var. Vâcibü'l-Vücûd’un varlığını sayısız yönden gösteriyor. Yalnız, kelâmcıların silsilelerin kesilmesi yoluna –gerçekten geniş ve büyük olan o caddeye– has değildir. Belki hadde hesaba gelmeyen yollarla Vâcibü'l-Vücûd’u bilmeye yol açar.
Şöyle ki: Her bir şey, varlığında, sıfatlarında, hayatı süresince sonsuz imkân, yani pek çok yol ve yön arasında tereddütteyken, görüyoruz ki: O sayısız yönler içinde varlığına uygun, muntazam bir yolu takip ediyor. Her bir sıfatı da hususi bir tarzda ona veriyor. Hayatı boyunca bütün değiştirdiği sıfatlar ve haller de böyle bir tahsisle ihsan ediliyor. Demek, hepsi bir tahsis edicinin iradesiyle, bir tercih edenin tercihiyle, sonsuz hikmet sahibi bir yaratıcının yaratmasıyladır ki, onu sayısız yollar içinde hikmetli bir yola sevk eder, muntazam sıfatları ve halleri ona giydirir. Sonra tek başına olmaktan çıkarıp onu terkip edilmiş bir cismin parçası yapar, imkânlar artar. Çünkü o cisimde binlerce tarzda bulunabilir. Halbuki o neticesiz vaziyetler içinde ona neticeli, hususi bir vaziyet verilir. O cisimde mühim neticeleri, faydaları ve vazifeleri gördürülür. Sonra o cisim de bir başka cismin parçası yapılır. İmkânlar daha da artar. Çünkü binlerce tarzda bulunabilir.
İşte o binlerce tarz içinde bir varlığa bir tek vaziyet veriliyor. O vaziyet ile mühim vazifeler gördürülüyor. Bunun gibi misaller Müdebbir bir Hakîm’in varlığının vücûbiyetini gittikçe daha açık bir şekilde gösteriyor. Her şeyin Alîm bir Âmir’in emriyle sevk edildiğini bildiriyor. Cisim içinde cisim, birbiri içinde birer kısım olup giden bütün bu terkiplerde; nasıl bir askerin takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda o iç içe heyetlerden her birine ait birer vazifesi, hikmetli birer bağı, muntazam birer hizmeti vardır. Hem nasıl ki, gözbebeğindeki bir hücrenin gözünle bir bağı ve bir vazifesi bulunur.