İçeriğe geç
Sözler

onların bütün o dillerle pek açık bir surette tesbihatları, manevî hediyeleri ve bir tek mukaddes Zât’a şahitlikleri, ışığın güneşi gösterdiği gibi Vâcibü’l-Vücud Zât’ı gösterir. Ve O’nun ulûhiyetinin kemâline delildir.

On Dördüncü Pencere

قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ

وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنَا خَزٓائِنُهُ

مَا مِنْ دٓابَّةٍ إِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا

إِنَّ رَبِّي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ

ayetlerinin sırrınca: Her varlık her şeyiyle, her haliyle tek bir Hâlık-ı Zülcelâl’e muhtaçtır. Evet, kâinattaki varlıklara bakıyor ve görüyoruz ki: Mutlak zayıflık içinde sınırsız bir kuvvetin tezahürleri var. Ve mutlak acz içinde sınırsız bir kudretin eserleri görünüyor. Mesela, bitkilerin tohumlarındaki ve köklerindeki hayat çekirdeklerinin uyanışları sırasında gösterdiği harika vaziyet gibi...

Hem mutlak fakr ve kuruluk içinde sınırsız bir zenginliğin belirtileri var: Kış mevsiminde toprağın ve ağaçların fakirane vaziyetleri ve baharda şaşaalı servet ve zenginlikleri gibi...

Hem mutlak bir cansızlık içinde mutlak bir hayatın sızıntıları görünüyor: Cansız unsurların canlı maddelere dönüşmesi gibi...

Hem mutlak bir cehalet içinde kuşatıcı bir şuurun izleri görünüyor: Zerrelerden yıldızlara kadar her şeyin, âlemin düzenine, hayata ait faydalara ve hikmetin gereklerine uygun bir tarzda hareket etmesi ve şuurlu vaziyetleri gibi...

İşte bu acz içindeki kudret, zayıflık içindeki kuvvet, fakr içindeki

804