Bir yıldız böceği, rasat ehline nasıl bin sene kolayca hakiki bir yıldız olarak görünsün! Hem bir sinek nasıl seyredenlere kendini bir sene tamamen yapmacıksız bir şekilde tavus kuşu gibi göstersin! Hem sahtekâr, basit bir asker, namlı, yüce bir paşanın tavrını takınsın, makamında otursun, çok zaman öyle kalsın ve hilesini hissettirmesin! Ya da iftiracı, yalancı, inançsız bir adam, en dikkatli bakışlar karşısında bir ömür boyu daima en doğru sözlü, en emin, en inançlı zâtın vasıflarını ve halini telaşsızca göstersin, dâhilerden sunîliğini saklasın!
Bu, yüz derece imkânsızdır, hiçbir akıl sahibi buna mümkün diyemez.
Aynen öyle de, Kur’an’ı insan sözü farz etmek; İslam âleminin semâsında apaçık görülen pek parlak ve daima hakikat nurları yayan bir hakikat yıldızı, hatta bir kemâl güneşi kabul edilen Kitab-ı Mübin’in mahiyetini –hâşâ, sümme hâşâ– bir yıldız böceği hükmündeki, yapmacık tavırlar takınan bir insanın hurafeli bir düzmecesi kabul etmeyi gerektirir. O zaman, en yakınında olanların ve ona dikkatle bakanların bu hali fark etmemesi ve onu daima parlak, hakikat kaynağı bir yıldız bilmesi gerekir. Bu ise yüz derece imkânsızdır. Sen ey şeytan! Şeytanlığında yüz derece ileri gitsen bile buna imkân sağlayamazsın, bozulmamış hiçbir aklı kandıramazsın! Yalnızca mânen pek uzaktan baktırarak aldatıyorsun. Yıldızı, yıldız böceği gibi küçük gösteriyorsun.
Üçüncüsü: Hem Kur’an’ı insan sözü farz etmek; apaçık görüldüğü üzere, eserleri, tesiri ve neticeleriyle insanlığı en canlı ve hayat bahşeden, en hakikatli ve saadete ulaştıran, en kapsayıcı ve mucizeli, yüce meziyetleriyle yaldızlayan bir Furkan’ın gizli hakikatini –hâşâ- tek başına, tahsilsiz bir insanın aklının uydurması saymayı gerektirir. Ve yakınında onu izleyen, ona merakla, dikkatle bakan büyük zekâların, yüce dehaların onda hiçbir zaman, hiçbir şekilde sahtekârlık ve sunîlik eseri görmemiş; daima ciddiyet, samimiyet ve ihlâs bulmuş olmaları lâzım gelir. Bu ise yüz derece akıl dışıdır, imkânsızdır. Bu, aynı zamanda, bütün halleri, sözleri ve hareketleriyle hayatı boyunca emaneti, imanı, emniyeti, ihlâsı, ciddiyeti, istikameti gösteren, ders veren ve sıddıkları yetiştiren, en yüksek, en parlak, en yüce meziyetlere sahip kabul edilen bir zâtı; en güvenilmez, en ihlâssız ve inançsız insan farz