İçeriğe geç
Sözler

Mesela, “Ey insanlar ve cinler! Emirlerime itaat etmezseniz, elinizden gelirse, haydi mülkümün hudutlarından çıkınız!” meseline işaret eden

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُواۚ لَا تَنْفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ ۝ فَبِأَيِّ اٰلٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ۝ يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ

ayetlerindeki muazzam ihtara, dehşetli tehdide ve şiddetli sakındırmaya dikkat et. İnsanların ve cinlerin gayet mağrurca inatlarını mucizevî bir belâgatle nasıl kırar ve aczlerini ilan eder. Rubûbiyet saltanatının genişliği ve büyüklüğü nispetinde aciz ve biçare olduklarını gösterir. Şu ayetle ve وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ ayetiyle âdeta şöyle der:

“Ey küçüklüğüne rağmen gururlu ve isyankâr, zayıflığına ve fakrına rağmen asi ve inatçı olan cinler ve insanlar! Buna nasıl cesaret edersiniz; zira isyanınızla öyle şanlı bir Sultan’ın emirlerine karşı geliyorsunuz ki, yıldızlar, ay ve güneş itaatkâr birer asker gibi O’nun emirlerine uyar. Hem azgınlığınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelâl’e karşı itaatsizlik ediyorsunuz ki, O’nun –varsayalım şeytanlarınız dayanabilse– onları dağ gibi güllelerle taşlayabilecek büyük, itaatkâr askerleri var. Hem nankörlüğünüzle öyle bir Mâlik-i Zülcelâl’in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, O’nun, değil sizin gibi küçücük aciz mahlûkları, farz-ı muhal, dağlar ve yerküre büyüklüğünde birer kâfir düşman olsa onları da, o büyüklükte yıldızlar, ateşli demirler ve kordan toplar atarak dağıtacak kulları ve askerleri var. Hem karşı geldiğiniz kanun öyle şeylerle bağlıdır ki, gerekirse dünyanızı yüzünüze çarpar, yerkürenize benzeyen yıldızları gülleler gibi üstünüze yağdırabilirler.”

Evet, Kur’an’da bazı hususların üzerinde mühim bir şekilde durulması, düşmanların kuvvetli olmasından ileri gelmez. Belki bunun

227