İçeriğe geç
Sözler

Beşinci Basamak

Madem yerden göklere gidip gelmek, göklerden yere inip çıkmak var; dünya için gerekli, mühim şeyler oradan gönderiliyor. Ve madem temiz ruhlar oraya gidiyor. Elbette, kötü ruhlar da maddeden arınmış ve hafif oldukları için hayırlı ve iyi ruhları taklit ederek oraya gitmeye teşebbüste bulunacak, fakat şüphesiz reddedilip kovulacaklardır. Çünkü mahiyetlerinde şer ve uğursuzluk vardır. Hem hiç şüphesiz, şu mühim hadisenin ve manevî mücadelenin, görünen âlemde bir alâmeti, bir işareti olacaktır. Çünkü rubûbiyet saltanatının hikmeti, şuur sahipleri için, bilhassa en mühim vazifesi seyir, şahitlik, ilancılık ve nezaret olan insan için, gayba ait tasarrufların mühim olanlarına birer işaret koymayı, alâmet bırakmayı gerektirir. Nasıl ki Cenâb-ı Hak, bu görünen âlemde yaşayanları şahit tutmak için yağmuru sonsuz bahar mucizelerine işaret kılmış ve görünüşteki sebepleri sanatının harikalarına alâmet yapmıştır. Hatta o hayret verici temaşaya, bütün gök ehlinin ve yeryüzü sakinlerinin dikkat nazarlarını çekmek, yani koca gökleri, etrafında nöbetçiler dizilmiş, burçları süslenmiş bir kale hükmünde, bir şehir suretinde gösterip rubûbiyetinin haşmetini tefekkür ettirmek istemiştir.

Madem şu büyük mücadelenin ilanı, hikmetin gereğidir; elbette ona bir işaret olacaktır. Halbuki havadaki ve göklerdeki hadiseler içinde şu ilana münasip hiçbir hadise görünmüyor. O halde, bundan daha uygunu yoktur. Evet, yüksek kalelerin sağlam burçlarından mancınıkla atılan ateş toplarına ve işaret fişeklerine benzeyen yıldızların kayması hadisesinin, şeytanların taşlanması meselesine ne kadar uygun düştüğü açıkça anlaşılır. Hem şu hadisenin, bu hikmetten ve gayeden başka, ona münasip bir mânâsı da bilinmiyor. Halbuki başka hadiseler öyle değil. Ayrıca şu hikmet, Hazreti Âdem zamanından beri meşhurdur ve hakikat ehli için apaçıktır.

Altıncı Basamak

İnsanlar ve cinler, sınırsız şerre ve ahlâksızlığa kabiliyetli olduklarından, sonsuz bir inat ve azgınlık gösterirler. İşte bunun için Kur’an-ı Hakîm, insanları ve cinleri öyle mucizevî bir belâgatle, öyle yüce ve berrak bir üslûpla, öyle kıymetli, açık temsil ve mesellerle isyandan ve azgınlıktan men eder ki, kâinatı titretir.

226