İçeriğe geç

bulamadım, nefes alamadım. Ne zaman ki Kur’an-ı Hakîm’den gelen ve لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ cümlesiyle ders verilen tevhid, gayet parlak bir nur olarak bütün o karanlığı dağıttı, ancak o zaman rahatça nefes aldım. Fakat nefis ve şeytan, dalâlet yolundakilerden ve felsefecilerden aldıkları derse dayanarak aklıma ve kalbime hücum etti. Bu hücumlarda nefisle yapılan münakaşalar –Allah’a hamdolsun– kalbin zaferiyle neticelendi. Bunlar birçok risalede kısmen yazılmıştır. Yazılanlarla yetinip burada yalnızca kalbin binlerce zaferinden birini göstermek için binlerce delilden sadece birini beyan edeceğim. Ta ki, gençliğinde Batı felsefesi veya medeni ilimler adı altında kısmen dalâlet meseleleriyle, kısmen faydasız, boş şeylerle ruhunu kirletmiş, kalbini hasta etmiş, nefsini şımartmış ihtiyarların ruhunda temizlik yapsın, onlar da tevhid hususunda şeytanın ve nefsin şerrinden kurtulsunlar:

Felsefî ilimlerin vekili olarak nefsim dedi ki:

“Bu kâinatta eşyanın, tabiatıyla varlıklara müdahalesi var. Her şey bir sebebe bağlıdır. Meyveyi ağaçtan, hububatı topraktan istemeli. En basit, en küçük bir şeyi bile Allah’tan istemek ve Allah’a yalvarmak ne demektir?”

O vakit Kur’an nuru ile tevhid sırrı, şu surette ortaya çıktı; kalbim, felsefenin meselelerinde boğulmuş nefsime dedi ki:

En basit ve en küçük şey de, en büyük şey gibi doğrudan doğruya bütün bu kâinatın Yaratıcısının kudretinden gelir ve hazinesinden çıkar. Başka şekilde olamaz. Sebepler bir perdedir. Çünkü en kıymetsiz, en küçük zannettiğimiz varlıklar bazen sanat ve yaratılış bakımından en büyük varlıktan daha harika olur. Sinek tavuktan sanatça ileri geçmese bile geri de kalmaz. Öyleyse büyük-küçük ayrılmayacak; ya hepsi maddî sebeplere bölüştürülecek ya da hepsi birden tek bir Zât’a verilecek. Birinci şık akıl dışı olduğu gibi, ikinci şık vaciptir, zorunludur. Çünkü madem bir tek Zât’a, yani bir Kadîr-i Ezelî’ye verilse bütün varlıkların intizam ve hikmetleriyle O’nun, varlığı kesinlikle hakikat olarak gerçekleşen ilmi her şeyi kuşatıyor ve madem ilminde her şeyin miktarı belirleniyor. Hem madem açıkça görüldüğü gibi, her vakit hiçten, sonsuz kolaylıkla, hadsiz derecede sanatlı varlıklar vücuda

333