Hem iftiharla hizmet ettiğin ve iltifatlarını kazanmaya çalıştığın zâtlar, hastalığın sebebiyle sana merhametli bir şekilde hizmetkârlık yaptıklarından, efendilerine efendi oldun. İnsanlardaki, hemcinslerine acıma duygusunu ve şefkati kendine çektiğinden, hiç yoktan birçok yardımcı ve şefkatli dost buldun. Hem çok zahmetli hizmetlerden paydos emrini yine hastalık vesilesiyle aldın, istirahat ediyorsun. Elbette çektiğin o pek az acı, bu manevî lezzetler karşısında seni şikâyete değil, teşekküre sevk etmelidir.
Yirmi İkinci Deva
Ey felç gibi ağır hastalıklara tutulan kardeş! Öncelikle sana müjdeliyorum ki, mümin için felç mübarek sayılır. Bunu veli zâtlardan çoktandır işitiyordum, fakat sırrını bilmezdim. Bir sırrı şöyle kalbime geldi:
Allah dostları, Cenâb-ı Hakk’a ulaşmak, dünyanın büyük manevî tehlikelerinden kurtulmak ve ebedî saadeti kazanmak için iki esası iradeleriyle takip etmişler.
Birincisi: Ölümü akıllarından hiç çıkarmamışlar. Dünya fâni olduğu gibi, kendilerinin de içinde vazifeli, fâni birer misafir olduklarını düşünerek ebedî hayatlarına o şekilde çalışmışlar.
İkincisi: Nefs-i emmarenin ve kör hislerin tehlikelerinden kurtulmak için çilelerle, riyazetle nefs-i emmareyi öldürmeye gayret etmişler.
Siz, ey vücutlarının yarısının sağlığını kaybeden kardeşler! Kısa, kolay ve saadet sebebi olan bu iki esas size iradeniz dışında verilmiş; vücudunuzun vaziyeti, daima dünyanın yok olup gideceğini ve insanın fâni olduğunu hatırlatıyor. Dünya sizi artık boğamıyor; gaflet, gözünüzü kapatamıyor. Evet, yarım insan vaziyetinde bir zâtı, nefs-i emmare elbette rezil heveslerle ve nefsin hoşuna giden şeylerle aldatamaz, o insan nefsin tuzaklarından hemen kurtulur.
İşte mümin, iman sırrıyla, teslimiyet ve tevekkülle felç gibi ağır hastalıklardan kısa bir zamanda, veli zâtların çileleri gibi istifade edebilir. O zaman o ağır hastalık çok ucuz düşer; çünkü bu kadar büyük mükâfatlar basit bir hastalık vesilesiyle kazanılmış olur.