İçeriğe geç

duam, onun hakkında gayet yanlış bir beddua olurdu. Çünkü kırk gün eceli kalmıştı. Kırk gün sonra –Allah rahmet eylesin– vefat etti.

İşte o merhume, kırk gün Barla’nın hüzünlü bağlarına, rikkat uyandıran ihtiyarlık gözüyle bakmak yerine, kabrinde kırk binlerce gün cennet bağlarını seyretme mükâfatını kazandı. Çünkü imanı kuvvetli, dinin emirlerine bağlılığı sağlamdı.

Evet, bir mümin, gözüne perde çekilse ve kör olarak kabre girse, derecesine göre o nur âlemini kabir ehlinden çok daha fazla seyredebilir. Bu dünyada nasıl ki birçok şeyi biz görüyoruz, kör olan müminler göremiyor. Kabirde de onlar, iman ile gitmişlerse o âlemi kabir ehlinden o ölçüde daha fazla görürler. En uzağı gösteren dürbünlerle bakar gibi kabirlerinde, derecelerine göre, cennet bağlarını sinema perdesindeymiş gibi seyrederler.

İşte böyle gayet nurlu ve toprak altındayken göklerin üstündeki cenneti görecek, seyredecek bir gözü, gözündeki bu perdenin altında şükür ve sabırla bulabilirsin. O perdeyi gözünden kaldıracak ve seni o gözle baktıracak göz hekimi, Kur’an-ı Hakîm’dir.

On Beşinci Deva

Ey âh edip inleyen hasta! Hastalığın görünüşüne bakıp “Âh!” eyleme; mânâsına bak, “Oh!” de. Eğer mânâsı güzel olmasaydı, Hâlık-ı Rahîm en sevdiği kullarına hastalık vermezdi. Sahih hadiste buyruluyor ki: أَشَدُّ النَّاسِ بَلَاءً اَلَْأنْبِيَاءُ ثُمَّ الَْأمْثَلُ فَالَْأمْثَلُ –ev kemâ kâl– Yani, “Musibete ve zorluğa en çok uğrayanlar, insanların en iyileri, en kâmilleridir.” Başta Hazreti Eyyûb (aleyhisselam), peygamberler, sonra evliya ve ardından salih kimseler, çektikleri hastalıklara hâlis birer ibadet, Rahman’ın birer hediyesi nazarıyla bakmış, sabır içinde şükretmişler. Hastalığı Hâlık-ı Rahîm’in rahmetinden gelen cerrahi bir müdahale gibi görmüşler.

Sen, ey âh edip inleyen hasta! Bu nuranî kafileye katılmak istersen sabırla şükret. Şikâyet edersen, seni aralarına almazlar. Gaflet ehlinin çukurlarına düşer, karanlık bir yolda gidersin.

300