Hem dua, istediğimiz şekilde kabul edilmezse, “Makbul olmadı” denmez. Hakîm Yaratıcı daha iyi bilir, bize ne faydalı ve hayırlıysa onu lütfeder. Bazen dünyaya ait dualarımızı, menfaatimiz için ahiretimize çevirir, öyle kabul buyurur.
Her neyse, hastalık sırrıyla saflık kazanan, bilhassa zayıflığını, aczini, küçüklüğünü ve ihtiyacını bilmekten doğan bir dua kabule çok yakındır. Hastalık böyle hâlis bir duanın sebebidir. Hem dindar hastalar hem de o hastaya bakan müminler bu duadan istifade etmeliler.
On Sekizinci Deva
Ey şükrü bırakıp şikâyete başlayan hasta! Şikâyet bir haktan doğar. Senin bir hakkın ziyan olmamış ki şikâyet ediyorsun. Hatta senin üstünde hak olan, yerine getirmediğin birçok şükür vazifesi var. Cenâb-ı Hakk’ın hakkını vermeden, haksız bir şekilde, hak ister gibi şikâyette bulunuyorsun. Sen kendinden sağlıklı insanlara bakıp şikâyet edemezsin; sağlığı daha kötü durumda olan çaresiz hastalara bakıp şükretmekle vazifelisin. Elin kırıksa kesilmiş ellere bak! Bir gözün yoksa iki gözü de olmayan körlere bak, Allah’a şükret.
Evet, hiç kimsenin, nimette kendinden iyi durumda olanlara bakıp şikâyet etmeye hakkı yoktur. Ve musibette herkesin vazifesi, kendinden daha zor durumda olanlara bakmaktır ki, şükretsin.
Bu sır bazı risalelerde bir temsille izah edilmiştir. Özeti şudur:
Bir zât, biçare bir adamı bir minarenin başına çıkarıyor. Ona her basamakta ayrı ayrı ihsanlar sunuyor, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük hediyeyi takdim ediyor. O zât, çeşitli hediyelerine karşılık teşekkür ve minnettarlık istediği halde o adam hırçın bir şekilde, bütün basamaklarda aldığı hediyeleri unutup veyahut hiçe sayıp şükretmeyerek yukarı bakar ve “Keşke bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım, neden bu da o dağ gibi veyahut öteki minare gibi çok yüksek değil?” deyip şikâyete başlarsa, bu, nimete karşı ne kadar nankörlük ve haksızlık olur! Aynen öyle de, yoktan var edilip taş, ağaç veya hayvan değil, insan ve Müslüman
Dipnotlar
- Bkz. Müslim, zühd 9; Tirmizî, kıyâmet 58; İbni Mâce, zühd 9; Ahmed İbni Hanbel, el- Müsned 2/254,481; İbni Hibbân, es-Sahîh, 2/490.