Şimdi o adaya çıktık. Bak, pek büyük bir kalabalık var, şu memleketin bütün büyükleri buraya toplanmış gibi mühim bir merasim görünüyor. İyi dikkat et! Bu büyük topluluğun bir reisi var. Gel, daha yakına gideceğiz. O reisi tanımalıyız. İşte bak! Onun ne kadar parlak binlerce nişanı bulunuyor. Ne kadar kuvvetli sözler söylüyor, ne kadar tatlı sohbet ediyor. Şu on beş gün içinde, dediklerini ben bir parça öğrendim, sen de benden öğren. Bak, o zât, bu memleketin mucizeler sahibi sultanından bahsediyor. Kendisini bize o şanlı sultanın gönderdiğini söylüyor. Bak, öyle harikalar gösteriyor ki, o padişahın has bir memuru olduğuna şüphe bırakmıyor.
Dikkat et, bu zâtın söylediği sözleri yalnızca şu adadakiler değil, harikulâde bir şekilde bütün memleket dinliyor. Çünkü herkes uzaktan uzağa onun nutkunu işitmeye çalışıyor. Yalnız insanlar değil, belki hayvanlar, hatta bak, dağlar bile onun getirdiği emirleri dinliyor ki, yerinden kımıldıyor. Ağaçlar onun işaret ettiği yere gidiyor. O zât nerede istese su çıkarıyor. Hatta parmağını bir kevser çeşmesi gibi yaparak ondan âb-ı hayat içiriyor. Bak, şu sarayın yüksek kubbesindeki
Dipnotlar
- Haşiye: Bin nişan, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam), hakikati delilleriyle bilen zâtlarca tespit edilmiş bine varan mucizeleridir.
- Mesela etrafına kimseyi yaklaştırmayan huysuz bir devenin, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) çağırdığında hemen itaat ettiğine dair bkz. Dârimî, mukaddime 4; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 3/310; İbni Ebî Şeybe, el-Musannef 6/316.
- Mesela Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sahabilerle beraber Uhud Dağı’ndayken dağın sarsılıp Efendimiz’in emri üzerine sakinleştiğine dair Buhârî, fezâilü ashâb 5, 7; Tirmizî, menâkıb 18; Ebû Dâvûd, sünnet 8. Aynı hadise Hira Dağı’ndayken de gerçekleşmiştir. Müslim, fezâilü’s-sahâbe 50; Tirmizî, menâkıb 18.
- Mesela Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir ağacı peygamberliğine şahitlik etmesi için çağırdığında ağacın geldiğine, “Git!” deyince de gittiğine dair bkz. el-Hâkim, el-Müstedrek 4/190; Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve s. 390; İbni Asâkir, Târîhu Dimaşk 4/365. Ayrıca Mescid-i Nebevi’de Resûl-u Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hutbe okurken dayandığı direğin minber-i şerif yapıldıktan sonra devenin ağlaması gibi ses çıkardığına dair Tirmizî, cum’a 10, menâkıb 6; İbni Mâce, ikâme 199; Dârimî, mukaddime 6.
- Mesela Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), suyu tükenen Bi’r-i Kubâ kuyusuna abdest aldığı suyu dökmüş, ardından dua etmiş, ondan sonra o kuyunun suyu hiç tükenmemiştir. (el-Beyhâkî, Delâilü’n-Nübüvve 6/136; Kadı Iyâz, eş-Şifâ 1/331 İbni Kesîr, el-Bidâye 6/101).
- Mesela Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) parmaklarından su aktığına ve bundan üç yüz kişinin abdest aldığına dair Buhârî, menâkıb 25; Müslim, fezâil 6, 7.