İçeriğe geç

şeyin varlığı, bütün bu saray kadar zor olur; çünkü her şey bu saray kadar sanatlıdır. O vakit ne ucuzluk ne de bolluk kalır. O olmasaydı, bu gördüğümüz şeylerin biri bile, değil sadece bizim elimize, hiç kimsenin eline geçmezdi. Yalnız şu ipe takılan tatlı konserve kutusuna bak! Eğer şu sarayın sahibinin gizli, mucizevî mutfağından çıkmasaydı, şimdi kırk paraya aldığımız o nimeti yüz liraya alamazdık.

Evet, asıl akıldan uzak olan, bütün zorluk, helâk sebebi, hatta imkânsızlık, O’nu tanımamaktadır. Çünkü nasıl bir ağaca bir kökten, bir kanunla, bir merkezden hayat veriliyor. Böylelikle binlerce meyvenin meydana gelmesi, bir meyve gibi kolaylaşıyor. Eğer o ağacın meyveleri ayrı ayrı kanunlarla, ayrı ayrı merkezlere ve köklere bağlansa, her bir meyvenin büyümesi ağacınki kadar zor olur. Hem nasıl ki bütün bir ordunun teçhizatı bir kanunla, bir merkezden bir fabrikadan çıksa onu hazırlamak, nicelik itibarı ile bir tek askerin teçhizatını hazırlamak kadar kolaylaşır. Fakat eğer her askerin teçhizatı ayrı ayrı yerlerde yapılsa, oralardan alınsa, her biri için bütün ordunun teçhizatına lâzım olan fabrikaların bulunması gerekir.

Aynen bu iki misal gibi, şu muntazam sarayda, şu mükemmel şehirde, şu sürekli değişip yenilenen memlekette, şu muhteşem âlemde bütün bu şeylerin yaratılışı bir tek Zât’a verildiği vakit, o kadar kolay ve hafif olur ki, gördüğümüz sınırsız ucuzluğu, bolluğu ve cömertliği açıklar. Yoksa her şey o kadar pahalı, o kadar zahmetli olur ki, dünya verilse biri bile elde edilemez.

Onuncu Delil

Ey bir parça insafa gelmiş arkadaş! On beş gündür buradayız. Eğer şu âlemin düzenini bilmez, padişahını tanımazsak cezaya müstahak oluruz. Özrümüz kalmadı. Zira on beş gün (âdeta süre verilmiş gibi) bize ilişmiyorlar. Elbette başıboş değiliz. Bu derece nazik, sanatlı, ölçülü, latif, ibret verici eserlerin içinde hayvan gibi gezip onları bozamayız, bize bozdurmazlar. Şu memleketin haşmetli sahibinin elbette cezası da dehşetlidir. O Zât’ın ne kadar kudretli, haşmetli olduğunu

276