İçeriğe geç

gaipten çıkıp geliyor. Başlarında birer erzak tablası taşıyorlar. İşte, bu tarafta bekleyen türlü hayvanların rızıklarını getiriyorlar.

Hem bak, bu kubbedeki büyük elektrik lambası onlara ışık verdiği gibi, bütün yemeklerini de güzelce pişiriyor. Yalnız pişirilecek yemekler görünmez bir el tarafından birer ipe takılıp o lambaya karşı tutuluyor. Bu tarafa da bak… Şu biçare, zayıf, çelimsiz, kuvvetsiz hayvancıkların önüne nasıl tatlı bir gıdayla dolu çeşme gibi iki tulumbacık takılmış. Kuvvetsiz yavrusunun yalnız ağzını ona yapıştırması kâfidir.

Kısacası: Bu âlemde her şey, birbirine bakar gibi yardımlaşır. Birbirini görür gibi el ele verir. Birbirinin işini tamamlamak için omuz omuza, sırt sırta beraber çalışır. Başka şeyleri de buna kıyasla; örnekler saymakla bitmez...

İşte bütün bunlar, iki kere iki dört eder derecesinde kesin bir şekilde gösterir ki, her şey şu hayret verici sarayın ustasına, yani şu garip âlemin sahibine itaat eder, O’nun hesabına çalışır, O’nun emrine amade birer asker hükmündedir. Her şey O’nun kuvvetiyle döner, emriyle hareket eder, hikmetiyle düzenlenir. Bütün varlıklar O’nun lütfuyla yardımlaşır, O’nun merhametiyle bir diğerinin imdadına koşar, yani koşturulur. Ey arkadaş, gücün yeterse buna karşı bir söz söyle!

Sekizinci Delil

Gel, ey nefsim gibi kendini akıllı zanneden akılsız arkadaş! Şu muhteşem sarayın sahibini tanımak istemiyorsun. Halbuki her şey O’nu gösteriyor, O’na işaret ve şahitlik ediyor. Bütün bu şeylerin şahitliğini nasıl yalanlıyorsun? Öyleyse bu sarayı da inkâr et ve “âlem yok, memleket yok” de, kendini de inkâr edip işin içinden çık! Yahut aklını başına al, beni dinle!

İşte bak: Şu sarayda ve memleketin her tarafında değişmez unsurlar, madenler var. Âdeta memleketten çıkan her şey bu maddelerden

273