Bu yönüyle o, infak konusunu atlayacak değildir. İki türlü yaklaşımla insanoğlunu infaktan alıkoymaya çalışır: Bir taraftan fakirlik korkusunu ileri sürerek onu hayırdan mahrum etmek isterken; diğer yandan aşırı lüks ve debdebe içinde israfa sürüklemek suretiyle meseleyi insanın karşısına iki taraflı olarak koyar. Bir kısım insanlar alabildiğine bir israf içinde yüzmekte, servetlerini; nefislerinin isteklerini, şehevî duygularını ve behimî arzularını tatmin istikametinde bol bol sarf etmektedirler. Bunlara mukabil, hayır adına iki kuruş vermeleri teklifiyle karşılaştıklarında, bu onları fakirliğin ağına atıverecekmiş gibi korkmakta ve cimri kesilmektedirler.
Hâlbuki bu, şeytanın açık bir oyunudur ve ilâhî fermanında Mevlâ-yı Müteâl bizleri bu oyuna karşı uyarmaktadır:
“Şüphesiz şeytan, sizi fakirlikle korkutur ve size fuhşiyatı emreder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaat eder. Allah’ın hazineleri geniştir ve O her şeyi bilendir.”82
Evet, şeytan, insanın kulağına, şayet malını hayır istikametinde verirse, başına fakirlik gibi bir musibetin geleceğini fısıldar; Allah yolunda yapılacak harcamaların önünü alabilmek için insanın cimrilik duygularını harekete geçirmek suretiyle elindeki bütün kozlarını ortaya döker ve onu bir açmaza sokmaya çalışır. Ama buna tenakuz teşkil edecek şekilde, diğer yandan da ondaki lüks düşkünlüğü ve israf duygusunu tahrik ederek onu, malını saçıp savurmak suretiyle, hayır yapamaz hâle getirir.
Cimrilik ve israf, içtimaî hayatı felç eden iki hastalıktır. Bu hastalıklar önce ferdin şahsî hayatında başlar, ailede gelişir ve cimri bir cemiyetle doruk noktaya ulaşır.