Ayrıca Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), الزَّكَاةُ قَنْطَرَةُ الْإِسْلَامِ “Zekât, İslâm’ın köprüsüdür.”190 buyurmuş ve içtimaî hayattaki tabiî farklılaşmanın, zekât gibi bir köprüyle makul bir seviyeye çekileceğine işaret etmiştir. Zira zekât bir köprü gibi, zenginle fakirin arasında bir bağ kurar; zengini fakire, fakiri de zengine yaklaştırıp aradaki buzları eritir.
Aslında değişik yönleriyle bütün ibadetlerin toplum içindeki ayrışmaları belli ölçülerde asgari seviyeye indirdikleri bir hakikattir. Namaz, oruç ve haccın böyle bir fonksiyonu olduğu gibi zekâtın da vardır. Dahası zekât, zengin ile fakir arasındaki mesafeyi en aza indiren çok dinamik bir sistemdir. Fakirden zengine karşı olabilecek muhtemel kin, nefret ve kıskançlık gibi tavırlar zekât formülüyle regüle edilirken, zenginin kibir ve gurur gibi sevimsiz duygulara kapılarak fakir üstünde sulta kurması da yine zekâtla önlenmekte ve böylece toplumda sulh ve sükûn temin edilebilmektedir.
190 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 8/380; el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 1/183.