İçeriğe geç

Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), halifeliğini aynı anlayışla devam ettirir. Hiçbir zaman bir tahtı olmamış; mescitte oturmuş ve işlerini orada yürütmüştür. “Mütekebbire karşı tekebbür; gururlu ve kibirli kişiye karşı mağrurane hareket etmek esastır.” anlayışını, lüks, şatafat ve debdebe içinde yaşamak için bir bahane yapmamış, aksine mütevazi hâliyle o günün dünya devletlerini dize getirmiştir. Nitekim Mescid-i Aksâ’nın anahtarlarını teslim almaya giderken oranın yöneticilerinin onu gösterişli elbiseler içinde karşılamalarına mukabil o, aynı bineğe kölesiyle nöbetleşe binişi, üzerinde yamalı elbiseyle gelişi ve genel duruşu itibarıyla son derecede mütevazi idi.124 Bu hâdiseden de açık bir şekilde anlaşılacağı üzere devrin mütekebbirlerini dize getirmenin yolu, mahviyet ve tevazudur. Bu hâl ve bu tavır, kibrin bin bir türünü yerin dibine gömecektir. Evet, Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) ömür boyu anlayışı bu idi. Nitekim hiçbir zaman, çocuklarıma, torunlarıma bir miras bırakayım düşüncesi içinde olmadı. Çocuklarını sahabe-i kiramın vefalı anlayışlarına emanet etti ve ruhunun ufkuna öyle yürüdü.

Hazreti Osman (radıyallâhu anh) çok zengindi, ticaretle uğraşıyordu. Ancak o, Hazreti Pîr’in ifadesiyle, dünyayı kesben değil kalben terk etmişti.125 Nitekim Tebük Seferi’ne gidecek ordunun ihtiyacı söz konusu olduğunda, yüzlerce deveyi yüküyle birlikte, hem de kalbinde en küçük bir pişmanlık hissi duymadan sırf Allah rızası için infak etmişti.126 Eğer Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Senin her şeyini vermen gerekir.” buyursalardı, hiç tereddüt etmeden getirip hepsini verirdi.

171