Konuyla ilgili ibretlik şöyle bir kıssa zikredilir: Allah’ın salih kullarından birisinin hanımı, maişet darlığı yüzünden kocasına dert yanar. Ondan, bu hâlden kurtulmaları için dua etmesini ister. Salih zat da hanımını kırmaz, dua eder ve duası kabul olur. Birden yanlarında altından bir kerpiç belirir. Salih zat, hanımına, “İşte,” der. “Bu, bizim Cennet’teki köşkümüzün bir kerpicidir.” Bunun üzerine söylediklerine pişman olan o mübarek hanım, kocasına, “Gerçi çok muhtacız ve ahirette de inşâallah böyle çok kerpiçlerimiz olacak. Fakat baki bir âlem olan ahirette elde edeceğimiz bir mükâfat, bu fani dünyada zayi olup gitmesin, Cennet’teki köşkümüzden bir kerpiç noksan olmasın. Onun için sen dua et, bu kerpiç yerine gitsin.” der. Hanımının bu samimi isteği üzerine o salih zat tekrar dua eder, birden o altından kerpiç gözden kaybolup yerine gider.
Evet, kendisini hakka adamış, bir mefkûreye gönül bağlamış, milletinin ikbal yıldızını yeniden parlatmayı kendisine hedef hâline getirmiş insanların yenilmez gücü; dünyayla aralarına mesafe koymaları, istiğna ruhuyla hareket etmeleri ve kendilerini tamamen başkalarının mutluluğuna adamalarıdır. Vâkıa, hayatlarını ticaretle sürdüren ve kazandıklarıyla da iman ve Kur’ân hizmetine sahip çıkan bazı insanların, kalben dünyayı terk etmek şartıyla kesben ona talip olmalarında bir mahzur olmasa gerektir. Fakat temsil konumunda bulunup da kendilerini bu işe adamış hizmet erleri, dünyaya karşı net tavır almalı, hep müstağni davranmalıdırlar. Zira onların en büyük kredileri istiğnalarıdır. Onlar müstağni davrandıkça, insanlar onların ağızlarından çıkacak sözlere kulak kesilecek, işaret ettikleri her meseleye gönül rahatlığıyla “evet” diyecek ve zerre kadar şüphe ve tereddüt yaşamadan yapmaları gereken vazifeleri yerine getireceklerdir.