İçeriğe geç

Gelenler sevinmişti. Heyecanla: “Canımız sana feda, söyle o kelime nedir?” dediler. Allah Resûlü yine aynı vakar ve ciddiyet içinde: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ dedi ve sözlerine devam etti: “Bunu dediğiniz zaman, yakın bir gelecekte Araplara malik olacaksınız ve bütün insanlık pervaz edip size koşacaktır.”1

Ve koştu da…

Bu necip ve bu soylu millete kadar nice devletler ve nice milletler koştu. Bilhassa hakikate çok erken uyanmış bu millet, ta on bir asır evvel, Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir güneş gibi ufukta tulû ettiğini görünce hiç vakit fevtetmeden hemen O’na koştu. Düşünün ki bir sene içinde, bin çadır birden hem de hiç zorlanmadan Müslüman oluyor. Bu samimî koşuşun neticesidir ki o, on asır bu yüce tevhid davasının âfâk-ı âlemde bayraktarlığını yaptı. Tıpkı, Resûlullah’ın ilk sancaktarları Hamzalar, İbn Cahşlar, Mus’ablar, Zübeyrler gibi, o da Himalaya eteklerinden kalkıp geldi.. ve asırlar sürecek bir kavganın bayraktarlığı sorumluluğunu yüklendi. Bir derin ruh ve şuurla hep O’nun müdafaasını yaptı. (Allah (celle celâluhu) bu necip milleti imana ve Kur’ân’a hizmet yolunda ilelebet pâyidar eylesin!)

Evet, Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem), emniyet ve güven içinde, tavizsiz ve hayatla fevkalâde uyumlu mesajlar sunuyordu. Sunarken de bugününden emin, yarınından emin.. ve: “Yarın siz bütün Araplara hâkim olacaksınız. Kudsî ev Kâbe de bütün insanlığın metâfı hâline gelecektir.” diyor ve zamanı gelince de dedikleri aynen çıkıyordu.

66