5. İslâm Resmen Tanınmaya Başlandı
Beşincisi: Bütün kavim ve kabileler bu sulh sebebiyle, Efendimiz ve O’nun temsil ettiği site devletinin, sağla-solla mukavele ve anlaşma yapabilecek bir devlet hüviyetinde olduğunu kabullenmeye başlamışlardı. Günümüzde nasıl, yeni kurulan veya bağımsızlığını ilan eden devletler, diğer devletlerin onları devlet olarak tanımalarıyla meşruiyet kazanıyor ve bunu devletlerarası münasebetlerinde bir referans olarak kullanıyor; öyle de Allah Resûlü onlarla böyle bir mukavele akdettiğinden dolayı tanınmış oluyordu. O’nu Kureyş tanıyınca Taifli niye tanımayacaktı ki? Evet, tanımalar, birbirini takip etti.
İşte Allah Resûlü, Hudeybiye gibi en ağır şartlar altında imza attığı bir anlaşmadan, böyle iç içe fetihler çıkaran harika bir insandı. Hiç düşünmeden, hemen karar vermek zorunda kaldığı bir atmosfer içinde, hiç akla ve hayale gelmeyen böylesi bir fethin zeminini hazırlayabilme, hiç şüphesiz beşer düşünce sınırlarını aşan ve mucize diyebileceğimiz bir muvaffakiyetti ki, bu da O’nun hak peygamber olduğuna en canlı bir şahittir. Zira hiçbir beşerin, ne kadar dâhi de olsa, böyle zâhiren hezimet gibi görülen bir anlaşmadan, bu şekilde bir fethe ulaşabilmesi görülmemiştir. Çünkü böyle bir başarı beşer takatini aşan bir güç, bir irade ve bir ilme vâbestedir.
6. Arkasında Allah Vardı
Evet, O’nun çözdüğü problemlere bakınca, O’nun arkasında bütün varlığa hükmeden Sonsuz Kudret’i görmemek mümkün değildir.
Ayrıca, O’nun, bu Kafdağı’ndan ağır meselelerin altından rahatlıkla kalkmasının arkasında, Kudret Eli’ni, O’nun sıyanetini, riayetini, hıfzını, himayesini ve O’nu korumasını, “Bu benim Peygamberimdir.” demesini görüyor ve bütün benliğimizle coşarak “Muhammedün Resûlullah” (sallallâhu aleyhi ve sellem) diye haykırıyoruz.