Osman b. Talha (radıyallâhu anh) da bu dönemde kazanılan büyüklerdendir. Osman b. Talha (radıyallâhu anh), hayatı boyunca Beytullah’ın anahtarını taşımış ve daha sonra da Allah Resûlü o anahtarları yine ona vermişti.3 İsimleri geçen bu şahıslar, askerî ve siyasî dehalarıyla, ordular bozan insanlardı. İşte bu insanlar, sulh döneminin yumuşak ikliminde ancak kendilerini idrak edebilmişlerdi.4
2. Kâbe Kimsenin Tekelinde Olamaz
İkincisi: O güne kadar Kureyş, her şeye tepeden bakıyordu: “Beytullah bizim.” diyor ve hiç kimseyi yanına sokmuyorlardı. Gelen herkes bâc ödüyor ve Kâbe’yi öyle ziyaret edebiliyordu. Aksi hâlde, Beytullah’ı ziyaretleri mümkün değildi.
Hâlbuki Allah Resûlü’yle yapılan anlaşmada böyle bir şart ileri sürülmemişti ki, bu da Kureyş adına çok büyük bir hata ve çok büyük bir atlamaydı. Müslümanlar ertesi yıl Kâbe’yi bâc ödemeden tavaf edince5 diğer kavim ve kabilelerde bir uyanma oldu. Demek ki Kureyş, Kâbe’nin yegâne sahibi değildi. Öyle olsaydı, Medine’den gelen Müslümanlar, vergi ödemeden Kâbe’yi nasıl ziyaret edebilirlerdi? O hâlde kendileri niçin böyle bir hakka sahip olmasınlardı ki!
İşte herkeste bu fikir uyanmış ve Kureyşlilerin resmen, Kâbe’nin tek hâkimi olmadıkları ortaya çıkmış oluyordu. Böylece, daha sonraki yıllarda, herkes herhangi bir şeye takılmadan gelip Kâbe’yi ziyaret edecek ve şeâiri haykırabilecekti.
3. Hizmet Sulh Atmosferinde Olur
Üçüncüsü: Sulh ile, Kureyş gailesinin olmayacağı on sene garanti altına alınmış oluyordu. Bu on senelik zaman dilimi, Müslümanlar için çok mühimdi. Allah Resûlü bu dönemde yetiştirdiği irşad ekiplerini çeşitli yerlere gönderme fırsatını buldu ki, bu da, bütün Arap Yarımadası’nda İslâm’ın sesinin duyulması demekti.