“Emriniz altında çalışanlar, sizin kardeşlerinizdir. Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin ve onlara güçlerinin üstünde yük yüklemeyin. Eğer yüklerseniz, onlara yardımcı olun.”690
Bir Nebi ki, tevazu kanatlarını yerlere kadar sermişti. O’nun huzuruna herkes teklifsiz girip çıkabiliyordu. Zaten O’nun dininin ruhunda da bu prensipler vardı. Mü’minler zengini-fakiri, kölesi-asili, emiri-hizmetçisi aynı mescitte ve aynı saflarda durup, kullukta bulunmuyorlar mı? Öyleyse, bu dinin temsilcisi Yüce Nebi, nasıl olur da sırf fakir oldukları için, bazı insanları huzurundan kovabilirdi? “Allahım, beni fakir olarak yaşat, fakir olarak vefat ettir, fakirlerle beraber haşret.”691 diyen bizzat kendisi değil miydi? Bunu diyen bir insanın fakir dostlarını huzurundan uzaklaştırması düşünülebilir mi? Hayır, sonsuz defa hayır, Allah Resûlü, hiçbir fakiri huzurundan kovmadı, onları meclisinden uzaklaştırmadı.. ve böyle bir düşünceyi, aklının ucundan dahi geçirmedi.
Bununla beraber O, bir nebiydi. Herkesin hidayetini aynı ölçüde istiyor ve bekliyordu. Hasen veya zayıf bir hadiste, Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) İslâm’a girmesi için dua edip yalvardığı rivayet olunur. Hatta bazı rivayetlerde asıl adı Amr b. Hişâm olan Ebû Cehil de bu duaya dahil edilmiştir.692 Allah Resûlü bu duasında şöyle demiştir: “Allahım, bu dini Ömer b. Hattab (radıyallâhu anh) ile teyit buyur, kuvvetlendir.”693
İhtimal ki, Allah, Habibi’ne ileriye matuf çok hakikatleri gösterdiği gibi, Ömer’in (radıyallâhu anh) yapacağı fütûhatı da göstermişti.. Efendimiz de bunu bildiği için onun İslâm’a bir an evvel girmesini arzulamış ve dua etmişti. Veya Allah Resûlü, müstesna firasetiyle, Hz. Ömer’in çehresinde onun İslâm’a açık olduğunu okumuş ve onun için de dua etmişti.