İçeriğe geç

Gönlümüzle beraber vicdanlarımız da, O’na ebedî bir otağdır. O ne ulvî otağdır ki, onda Nebiler Sultanı ârâm etmektedir. İşte sözün burası, benim için âdeta bir bam telidir; elimde değil, dert mızrabı dokundukça bana şöyle dedirir:

Ey Masum Nebi! On dört asır evvel zuhur ettiğin gibi bir kere daha zuhur et. Arap’ın karanlık dünyasını aydınlattığın gibi, dokuz asırdır dinine hizmet eden ve bu kudsî vazifenin bayraktarlığını yapan şu asil ve necip milletin iklimine de uğra, orayı da aydınlat! Ne olur atını mahmuzla, bir de bizim ülkemize gel! İnan ki yetişen ışık süvarileri artık seni yalnız bırakmayacaktır. Senden görecekleri tek bir işaret, tek bir tebessüm onların, bütün varlıklarını istihkar etmelerine yetecektir.

ca. O’nunla Alâkalı İkazlardan Bir Kesit

Kur’ân-ı Kerim’de doğrudan Efendimiz’i muhatap alan bazı ikazlar vardır. Bu ikazlar, zâhiren O’nun masumiyetine ve günahsızlığına dokunuyor gibi görünür. Bazı kimseler, “Hata olmadan böyle ikaz olmaz.” diye düşünebilirler. Hâlbuki (ısrarla söylediğimiz gibi), bu ikazlar, kat’iyen bir hata ve günaha matuf varit olmamışlardır. İhtimal Efendimiz’e bazı içtihatlarında en güzel dururken güzeli tercih etmesinin, O’nun gibi en güzelin temsilcisine düşmeyeceği dersi verilmiş, ikaz edilmiş ve hatırlatılmıştır.

857