Meselâ Hz. Yusuf (aleyhisselâm): وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَۤائِۤـي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ der. “Atalarım, İbrahim, İshak ve Yakub’a uydum.”608 Görüldüğü gibi اٰبَۤائِي kelimesi bu âyette “atalarım” mânâsına kullanılmıştır. Hele اٰبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ tabiri Kur’ân’da çok sıkça geçer ki; “O ilk atalarımız.” demektir.609 Durum böyle olunca, ihtimal ki Hz. İbrahim (aleyhisselâm), Âzer’in oğlu değil de onun torunu veya yeğenidir. Nitekim bir rivayete göre o, Târah’ın oğludur.610 Bir başkasının da olabilir. Mülâhaza dairesi böyle açık olunca, Hz. İbrahim (aleyhisselâm), ne babasının gölgesinde kalan bir insandı, ne de onun dalâletini bildikten sonra, onun için istiğfar edecek bir insandı. Kur’ân-ı Kerim, onun bir duasını da bize şu şekilde naklederek onu bize de talim buyurmak istemiştir: رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ“Rabbimiz, beni, anne-babamı ve mü’minleri hesabın görüldüğü gün mağfiret buyur.”611 Burada ise ana-baba mânâsına وَالِدَيَّ “Valideyye” tabiri kullanılmaktadır.
Meseleye, arz ettiğimiz hususlar zaviyesinden bakacak olursak, açıkça görülür ki, Hz. İbrahim (aleyhisselâm), nezihti, temizdi, masumdu, günahsızdı ve ismet sahibi yüce bir nebiydi.. O, her zaman hak söylemiş ve daima hakkın yanında olmuş kutlulardan bir kutluydu.