Kim bilir, belki de gelen âmâ, münafıklardandır ve Allah Resûlü de onun nifakını bilmekteydi. İrşad talebinde samimî olmadığı ve yapılmakta olan bir irşada mâni olduğu için de Allah Resûlü, yüzünü ekşitmiş ve ondan yüz çevirmişti ki, bu da, gayet normal bir hareketti. Ancak biz bu tevcihi söylerken, hâdisenin böyle olduğuna kesin gözüyle bakıyor da değiliz.. evet, böyle bir iddiamız yok. Ancak, hâdisenin kahramanı olarak İbn Ümmi Mektum’u (radıyallâhu anh) gösterenlerin de rivayet açısından görüşleri, bizim bu tevcihte arz ettiğimizden daha kesin değildir. Öyleyse her iki tevcihe de –düşünce âdâbı gereği– eşit seviyede bakmak gerekir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da şudur:
Bazı tefsirciler عَبَسَ ve تَوَلَّى fiillerinin fâili olarak, Efendimiz’i değil, Velid b. Muğire’yi kabul ederler. عَبَسَ fiili Kur’ân-ı Kerim’de iki yerde geçer. Birisi bu sûredeki عَبَسَ fiilidir. Diğeri de Müddessir sûresinde geçen عَبَسَ fiilidir.673 Şimdi düşünün; Kur’ân-ı Kerim, bu kelimeyi Müddessir sûresinde, bir kâfir için kullanmıştır. İster o kâfir, Velid İbn Muğire olsun, isterse bir başkası. “Yüzünü ekşitti, ekşidi.” gibi tabiri Kur’ân, bir yerde kâfir için kullanırken diğer yerde nasıl olur da Allah Resûlü için kullanır? O Allah Resûlü ki, daima mütebessimdir ve dudağından tebessüm hiç eksik olmamıştır.674
تَوَلَّى fiili için de durum farklı değildir. Kur’ân bu ifadeyi de Firavun için kullanmakta ve: فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ demektedir.675 Gerçi bu fiil, sadece Firavun için kullanılmamıştır. Ancak, Kur’ân’ın bu üslûpla yaklaşımı hep Firavunlar için olmuştur.676