İçeriğe geç

Bu hadis ile alâkalı olarak diyebiliriz ki, evvelâ kendilerine kitap verilenlerden kaybedenler oldu, sonra ümmet-i Muhammed’in bir kısmı da –Rabbim bizi muhafaza buyursun– kaybetmekle karşı karşıyadır. Dünya hayatına talip olmada, fâniyât u zâilâtı bâki hayata tercih etmekte, Rabbisini unutup değersiz ve kıymetsiz şeylere dilbeste olmakta, hatta kalbinin kasvet bağlamasında, gönlündeki veya mahiyetindeki letâifin elli bin defa hüsuf ve küsufa uğramasında, sinesindeki yıldızların dökülüp ayların batmasında ve güneşlerin gurûp etmesinde… işte bütün bu hususlarda kendilerinden önce kaybetmiş olan Yahudi ve Hıristiyanlara ittiba ve iktida edecek mü’minler çıkacaktır, çıkmıştır da. Hatta hadisin de bizzat sarih olarak ifade ettiği gibi, o kaybedenler kelerin deliğine girseler, Müslümanlardan kaybetmeye namzet bu insanlar da izzet ve haysiyetlerini ayaklarının altına alarak kelerin deliğine gireceklerdir. Yani Batı mukallidi olacaklar, onu mihrap ve kıble yapacaklardır. Geçmiş bir iki asırlık tarihimize baktığımız zaman, zavallı entelijansiyamız başta olmak üzere, milletimizin bu mevzuda, Efendimiz’in dediği meseli nasıl temsil ettiğini ve canlandırdığını görmek mümkündür. Hatta geçen iki asrı iyi tetkik ettiğimizde kendi kendimize, “Ne doğru sözlüsün ey Allah’ın Resûlü!” dediğimize şahit olacak ve “Evet, eğer Allah Resûlü’nün bildiğini bilseydik, çok ağlamamız gerekirdi. Buna mukabil gülmelerimizin sayısı da çok az olmalıydı.” diyeceğiz.

O hâlde çok ağlayalım, az gülelim ve dua dua yalvaralım. Rabbimiz ruhlarımıza rikkat bahşeylesin. Günahlarımız, milletimizin sürçmeleri, neslimizin mahvolması, mü’min ailelerde dahi yuvaya, anne ve babaya yakışmayan ve yaraşmayan acayip hilkat garibesi mahlûkların meydana gelmesi karşısında, Rabbim kalblerimize ürperti versin, bizi uyarsın, uyandırsın ve kendimizi yenilemeye bizleri muvaffak kılsın.

33