İşte Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) bunları gördüğü için çok ağlamış ve az gülmüştü. Hiç olmazsa O’nun ümmeti olarak bizler de aynı çizgide Aleyhissalâtü vesselâm’a iktidâen, O’nun izini takip ederek kendi günahlarımıza çok ağlamalı ve az gülmeliyiz. Ama ne yazık ki günümüzde ahireti mülâhaza hissi o kadar azaldı, Rabbimizin azametine karşı yürekler öylesine katılaştı ki, –hafizanallah– belki pek çoğumuz hakkında Kur’ân’ın, bir kısım ehl-i kitap hakkında söylediği husus bahis mevzuu gibi; “Sonra bunun arkasından kalbleriniz katılaştı, artık onlar taş gibi, hatta ondan da katı hâle geldi. Çünkü öyle taş vardır ki içinden ırmaklar fışkırır. Öylesi de vardır ki çatlar da bağrından su kaynar. Ve öylesi de vardır ki Allah’a olan tazimi sebebiyle yukarıdan düşüp parçalanır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”[17]
İbn Mesud Hazretleri buyururlar ki, Müslüman olmamızın üzerinden henüz az bir zaman geçmişti ki şu âyet nâzil oldu: “İman edenlerin kalblerinin Cenâb-ı Hakk’ı ve O’nun tarafından inen hakikatleri hatırlayarak yumuşayıp saygı ile dirilme vakti gelmedi mi?[18]”[19] Hâlâ imanda o noktaya ulaşmadılar mı? Bu kadar mârifet kendilerine geldikten sonra, hâlâ kalblerinin yumuşama zamanı gelmedi mi?