Evet, Allah’ın o kadar büyük nimetleri de vardır ve Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hem Cennet’i hem de Cehennem’i temessülen görüyordu ve ümmeti adına Cehennem açısından endişe duyuyordu. Zaten O, Mirac’a şeref-kudûm buyurunca –bir kısım hadisçilerin beyanına göre– Rabbimizle bizzat görüşmüş ve O’nu müşâhede etmişti.[10] Ayrıca Cennet’i bütün ihtişam ve debdebesiyle, Cehennem’i de bütün dehşet ve ürkütücülüğüyle görmüştü. Dahası, orada kader kalemlerinin cızırtılarını duymuş ve melâike-i kiramı bizzat müşâhede etmişti.[11] Meleklerin, seviyesine göre, kimisini rükûda, kimisini secdede, kimisini de kıyamda gördüğü gibi, belli bir noktada Rabbin huzuruna yaklaşmış olmanın verdiği mehâbetle Cibril’in kıvrım kıvrım olduğuna da şahit olmuştu. Hatta daha sonraları günü gelince, kendisinin o noktaya varıncaya kadar Cibril’in Allah’a karşı bu kadar edep, terbiye ve saygı içinde olduğunu bilmediğini haber verecek ve ondaki terbiyeye bakılması gerektiğini bildirecekti…[12]