İçeriğe geç

Nebiler Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), “İnsanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki, Ebû Bekir’i dost tutardım. Sizin kardeşiniz Allah’ın dostudur.”14 ve “Sen benim Kevser havuzu ve mağara arkadaşımsın.”15 vb. gibi hadislerle tebcil buyurduğu, O’nun yâr-ı vefâdârı, peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, daha dünyada iken Cennet’le müjdelenenlerin ilki, Cenâb-ı Hakk’ın “Ben ondan razıyım, acaba o da Benden razı mı?”16 hitabının mazharı ve “Sıddîk” unvanının sahibi, ilk halife Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) de muhasebe kahramanlarının en önde gelenlerindendir. O kadar ki, insan olma mesuliyetini müdrik bu büyük muhasebe insanı, bir gün ağaç üzerinde bir kuş görmüş, ona şöyle seslenmiştir: “Ne mutlu sana ey kuş! Doğrusu senin yerinde olmayı çok isterdim. Ağaca konar, meyvesinden yer, sonra uçarsın; ne hesaba çekilmen söz konusu, ne de cezaya çarptırılman..!”17

Yine o büyük muhasebe insanı, insan olarak yaratılmaya şükran hisleriyle dopdolu ama sorumluluk duygusuyla da iki büklüm olduğu özel bir durumda şunları söyler: “Vallahi bu ölçüde sorumlu bir insan değil de yol kenarında develerin gelip kemirdiği, kemirip sindirdiği ağaç yaprakları olmayı..18 ya da sahibi tarafından beslenip semirtilen, semizlendiğinde de kesilip eti kızartılan ya da kurutulan, sonra da yenip sindirilen ve ıtrah edilen bir koç olarak yaratılmayı arzu ederdim.”19 der.

36