“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can vermeye bakın.”50 âyeti nazil olunca Hakk’a açık bu insanların âdeta iflahı kesildi. Onlar bir müddet dişlerini sıkıp dayandılar. Efendimiz de hep onların alın ve dizlerinde nasırlar görüyordu. Çünkü Allah (celle celâluhu) onlara, âdeta “Güç ve takatinize göre değil, Allah’tan nasıl korkulması lâzım geliyorsa öyle korkun. O’na nasıl ibadet edilmesi lâzım geliyorsa öyle ibadet edin. O’na karşı nasıl saygılı olunması ve sevilmesi gerekiyorsa öyle saygılı olun ve sevin.” buyurmuştu. Onlar da, bu ufku yakalayabilmek için gece-gündüz sürekli ibadet ediyorlardı. Öyle ki, namaz kıla kıla alınları, dizleri nasır tutmuş ve –tabir caizse– âdeta iflahları kesilmişti.
Böyle bir tehâlükün şöyle bir husustan kaynaklandığı da anlatılmaktadır: “Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.”51 âyeti nazil olduktan sonra bir müddet geçip geçmemişti ki âyetin ağırlığıyla belleri iki büklüm olan sahabe bir gün melûl, mahzun ve münkesir bir hâlde teker teker mescitten içeriye girdi.. ciddî bir temkin ve tedbirle Resûl-i Ekrem’e yaklaştı ve içlerinden birisi söz alarak, fevkalâde bir hicap içinde şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Namaz, oruç, cihad, zekât… gibi takatimiz yetecek amellerle mükellef olduk. Bütün bunlara, eyvallah. Şimdi ise, şöyle bir âyet nazil oldu.” dedi ve yukarıdaki âyeti okudular. “Hâlbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek. Her birimiz gönlünden öyle şeyler geçiriyor ki, dünyaları verseler bunların kalbimizde bulunmasını arzu etmeyiz.”
Dipnotlar
- 50 Âl-i İmrân sûresi, 3/102.
- 51 Bakara sûresi, 2/284.