İçeriğe geç

Ah keşke o ağlanacak hâlimize, kervanı kaçırışımıza, üzerlerine düşen misyonu bihakkın eda edip giden seleflerimizin izini kaybedişimize, Hak’tan kopup yapayalnız kalışımıza, topyekün bir ümmet olarak Kur’ân’dan uzaklaşışımıza, devletler arası muvazenede ağırlığımızı yitirişimize ve onca çabalamalara rağmen bir zamanlar kaybettiğimiz durumumuzu bir türlü elde edemeyişimize ağlayamadık.. yitirdiğimiz değerlerin ızdırabını ruhumuzda duymadık; âdeta hissizlik ve vurdumduymazlık örneği gibi yaşadık; hiçbir şey olmamış gibi, pek çoğumuz itibarıyla hâlâ da öyle yaşıyoruz.

Evet, ruh dünyamız itibarıyla yeniden ruh gücümüzü kazanabilmek, iradelerimizi güçlendirip önümüzü kesen zulmetler karşısında dayanabilmek ve asırlık problemleri –Allah’ın inayetiyle– halledebilmek için, Hz. Ömer düşüncesiyle “Hesaba çekilmeden evvel kendimizi hesaba çekebilsek!”41 önümüzde çözüm bekleyen problemler bir bir çözülecek ve yürüme fırsatı doğacak güvenli yarınlara.

d. Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ)

Engin muhasebe şuuruna sahip kutlulardan biri de, hiç şüphesiz kadınlık âleminin baş tacı Hz. Âişe Validemiz’dir (radıyallâhu anhâ). Bu büyük kadın, bir gün Efendimiz’in yanında birdenbire hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Allah Resûlü kendisine niye ağladığını sorduğunda da, “Cehennem’i hatırladım da onun için ağladım! Acaba, kıyamet günü ailenizi hatırlar mısınız?” der. Onun bu sorusuna karşılık, o sevgi ve şefkat insanı Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu cevabı verir: (Yâ Âişe!) “Üç yerde kimse kimseyi hatırlayamaz:

1. Mizan esnasında, tartının ağır mı hafif mi geldiğini öğreninceye kadar.

2. Amel defterlerinin tevzî edildiği zaman ki, acaba defter sağdan mı soldan mı, yoksa arkadan mı geleceğini göreceği ana kadar.

3. Cehennem’in iki yakası ortasına kurulan sıratı geçme esnasında ve geçinceye kadar.”42

45