Âyette “nida” kelimesiyle, ezan-ı Muhammedî kastedilmektedir. Zaten Müslümanların gülbangı, günde beş defa minarelerden semalara doğru şehbal açan ezan-ı Muhammedî’dir. “Zikir”den maksat ise hutbe ile başlayan namazdır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde bu ezan, imam minberde iken okunur, sonra da namaz için kâmet getirilir ve namaza durulurdu. Bu uygulama Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (radıyallâhu anhümâ) devrinde de devam etmiştir. Fakat Müslümanlar, gün be gün çoğalıp şehirler genişledikçe, ses her tarafa ulaşmaz ve duyulmaz oldu. Bundan dolayı da Hz. Osman, hatip minberde iken okunan ezana ilave olarak halka duyurmak için dış ezanı okutmaya başladı ve bu usûl üzerine icma vaki oldu. Hutbede okutulan ezana da, sünnete riayet olsun diye teberrüken devam edildi.
Sahabe, âyetteki فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللّٰهِ “Allah’ın zikrine koşun.” ifadesi, “hemen gidin” demektir. Abdullah İbn Mesud: “Eğer bunun mânâsı bildiğimiz koşmak olsaydı, ezan okunduğu zaman, vallahi hırkam sırtımdan düşecek derecede koşardım.”297 der. Sahabe, bu kelimeyi, şevk içinde mescide yürüme şeklinde anlamıştır ki, haddizatında namaza giderken vakar ve sekine içinde gidilmesi esastır. Belki içiniz koşmak isteyecek fakat siz, mü’mine yakışır bir vakar ve ciddiyetle, iç coşkunluğunuzu frenleyecek, ağır ağır gideceksiniz.. gidecek ve namazdan yetişebildiğinizi eda edecek, yetişemediğinizi de, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in, إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلاَ تَأْتُوهَا تَسْعَوْنَ، وَأْتُوهَا تَمْشُونَ، عَلَيْكُمُ السَّكِينَةُ، فَمَا أَدْرَكْتُمْ فَصَلُّوا، وَمَا فَاتَكُمْ فَأَتِمُّوا “Namaz için kâmet getirildiği vakit, ona koşarak gelmeyin, yürüyerek gelin, ağırbaşlılığı elden bırakmayın, yetiştiğinizi kılın, yetişemediğinizi sonra tamamlarsınız.”298 fermanına uyarak kaza edeceksiniz.