Cumanın beşaretiyle sevinç, sürur ve huzur içinde Medine’ye giren mü’minlerin, Efendimiz’le birlikte yaptıkları ilk iş, bir harabeyi alıp orada bir mescit inşa etmek olmuştur. Daha sonra cuma namazları orada eda edildi. Bugün biz oraya ister Mescid-i Nebevî diyelim, isterse Ravza-i Tâhire diyelim, dış elfazla oranın hakiki mahiyetini hiçbir zaman anlatmış olamayız. Zira Allah Resûlü’nün yattığı yerin toprağı, dünyada hiçbir yerin toprağıyla tartılamaz; o, Cennet’ten mi gelmiştir yoksa nur-u ilâhiden hususi mahiyette mi yaratılmıştır, bilemeyiz. Ama Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), لاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلَّا إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ: مَسْجِدِ الحَرَامِ وَمَسْجِدِ الأَقْصَى وَمَسْجِدِي “Uzaktan sefere çıkılıp gelinecek yalnızca üç mescid vardır: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve benim mescidim.”315 buyuruyor. Çünkü Mescid-i Nebevî, beşerin üstadı Hz. Muhammed tarafından inşa edilmiştir. Bilal, Ammar gibi sahabilerle birlikte o da eliyle harç karmış, sırtında kerpiç taşımış, manivela ile taşları kırmıştır.. kırmış ve böylece bir mescidin temelleri hayır üzerine tesis edilmiştir. Bu yüzden orada kılınan bir rekât namaz, sair yerlerdeki yüzlerce rekât namaza muadil sayılmıştır.