İçeriğe geç

Cenâb-ı Hak da onun bu arzusuna, “Hz. Muhammed’in eliyle, Miraç’tan uzanan bir dil hâlinde sana namazı verdim; namaz diliyle konuşacak, bana karşı içinin saygısını onunla ifade edeceksin. Ondaki her bir rükün, bir dil hâline gelecek ve sen o dillerle şükrünü ifa edeceksin.” şeklinde cevap verir. Kul, bu konuşmadan sonra bazen ayakta durarak, bazen rükûa eğilerek, bazen de secdeye kapanarak Rabbine karşı şükrünü eda eder. Bütün bunlardan sonra da, “Rabbim! Âdeta bir makine gibi, yüzlerce mafsalı vücuduma takmak suretiyle, namazda saygı ve huşûumu eda etme imkânını lütfettin. Bundan ötürü de ayrı bir saygı ve haşyet duyuyor, Seni ayrıca tebcil ve tazim etmek istiyorum. Bunu da niyetim itibarıyla kabul et!” der.

Hâsılı, namaz, bütün erkânıyla birlikte, kulun dile getiremediği ya da getirmek için pervane gibi pervaz ettiği iç sıkıntılarına tercüman olur. Cenâb-ı Hak da o dillerden yükselen seslere kulak verir, “Kulum bana secde etti, kulum bana rükû etti ve kulum bana kulluk vazifesini hakkıyla eda etti. Ben de onun istediğini verdim.” buyurur ki, bu hâl zaten insan için bir gâye-i hayaldir. Cenâb-ı Hak’tan ümidimiz, namazda böyle bir miracı bütün pâk ve temiz vicdanlara duyurması; ibadet ü taate yabancılaşmış, namazı ağır bir yük kabilinden eda eden ve onu sadece formalite olarak yerine getiren insanlara da namazın gerçek mânâsını duyurmasıdır.

2. Topluma Bakan Yönüyle Meyveleri

295