İçeriğe geç

Madem Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Miraç’ta Rabbini müşâhede etmiş; kul da aynı hakikati namazda yaşayacaktır. Zira Muhbir-i Sâdık şu sözleriyle bunu haber vermiştir: إِذَا أَتَاكُمْ كَرِيمُ قَوْمٍ فَأَكْرِمُوهُ “Bir kavmin kerimi (önde geleni) geldiği zaman ona hürmet gösterin, ikramda bulunun.”274 Allah’a iman etmiş gönüller, yeryüzündeki bütün canlıların en kerimi sayılırlar. Çünkü onlar, Allah’a şirk koşup başkalarına secde etmemiş, ezan-ı Muhammedî okunurken davete icabet etmişlerdir. Bütün gönlümüzle ümit ediyoruz ki, Habib-i Edib’ine bu şekilde söylettiren Allah (celle celâluhu), kendi davetine icabet edip huzuruna gelenleri bu ihsandan mahrum bırakmayacaktır.

d. Rabb’le Konuşmadır

Namaz, gücü-kuvveti sınırsız olan bir varlığa teslim olma, O’na dayanma, işlerin hallini O’ndan beklemedir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ciddi bir mesele karşısında daralıp bir sıkıntıya maruz kaldığı ve bir tereddüde düştüğü zaman namaza kalkar, Rabbinin karşısında el-pençe divan durur ve böylece kalbini itminan ve huzura kavuştururdu. Çünkü bunu Cenâb-ı Hak istiyordu. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ إِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرِينَ “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.”275 âyeti bunu emreder. Yani, “Ey Allah’a inandık diyenler! Herhangi bir zorlukla karşı karşıya kaldığınız, dünyevî problemleriniz üst üste yığılıp çözüm beklediği zaman, içinizdeki sıkıntıları atmak ve ferahlamak üzere namaza durun ve dua etmek üzere huzur-u ilâhiye gelin. Zira namaz, acz ve fakr içinde bocalayan insanın, güç ve kuvvet sahibi olan Zât karşısında kemerbeste-i ubûdiyet içinde durarak acz ve fakrını ifade etmesi demektir.”

283