O hâlde mü’min, şeytanı kendisinden bu denli uzaklaştıran ve yine kendisini bu denli Rabb’e yaklaştıran namazdan hiçbir zaman uzak olmamalıdır. Hususiyle o, secdeye çok ehemmiyet vermeli, Rab karşısında başını yere koyup derdini şerh etmek için bahane aramalı ve, “Rabbim bu gönlümün feryadını kimse dinlemedi, dertlerime kimse derman olamadı.. onun için derdimi Sana açıyorum.” deyip içini O’na açmalıdır. Zaten onun secdede söylediği, سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى “Büyük olan Rabbim (her çeşit kusurdan) münezzehtir.” sözleriyle, “Rabbim! Ben kendi nefsime zulmettim, cirmimin küçüklüğüne bakmayarak büyük cürümler işledim. Fakat şu anda Senin azametin karşısında gururumu kırıyor, Sana dehalet ediyor ve başımı yere koyuyorum. Beni mağfiret et! Çünkü Sen’den başka mağfiret edecek kimse yoktur. Sen her şeye şahit ve nigehbânsın. Günahkâr dahi olsam başkasının kapısını çalmadım, kimse karşısında secde ve rükû etmedim. Belki her şeyime karışsalar bile secdeme kimseyi karıştırmadım. Şeytanın vâveyla edip kaçtığı yerde ben فَفِرُّوا إِلَى اللّٰهِ “Allah’a kaçın, O’na iltica edin!”286 emrine uydum, Sana doğru firar ediyorum. Sana sığınıyor ve Sana dehalet ediyorum.” mânâlarını dile getirmektedir.
Evet, namaz, Rabb’e yakınlık ile –meleklerin de şehadetiyle– affa vesile olabilecek en büyük ibadettir. Namazın bu kıymetinden ötürüdür ki, melâike-i kiram görev değişimini namaz vakitlerinde yaparlar. Sahih bir hadiste Allah Resûlü şöyle buyurmuştur: