Esasında istiğna ruhunu muhafazanın en önemli vesilesi, hayatını îsâr ahlâkıyla sürdürmektir. Bu açıdan gönüllüler hareketi içinde bulunan arkadaşlar öyle îsârlaşmalıdırlar ki, sadece yemek yedirme, çay içirme, maaşını bir başkasına verme gibi fedakârlıklarla yetinmeyerek, maddî-mânevî füyuzat hislerinde de başkalarını kendilerine tercih edebilmelidirler. Evet, onlar velilik, kutupluk, gavslık gibi makamlar; havada uçma, namazlarını mânen Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasında kılma, “Allahu ekber” deyip namaza durunca kendisini Ravza-ı Tâhire’de veya Kâbe’de müşâhede etme gibi kerametleri başkalarına lâyık görerek, “Bana Seni gerek Seni” deyip sadece Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etmeli ve O’nu tercih etmelidir. İşte gerçek mânâdaki îsâr ruhu ve aynı zamanda istiğna tavrı da budur. Günümüzde her şeyden ziyade bizim böyle bir bakış açısına ihtiyacımız vardır.
Hâsılı, makam, mansıp, takdir, tebcil ve alkışın dünyevî getirilerine kapanma bir yana, bir mânâda bütün bunların uhrevî getirilerine bile kapanarak, ahirette nâil olacağı nimetleri Allah’ın fazlından, kereminden ve rahmetinin enginliğinden beklemelidir. Çünkü Allah inayet etmezse insan değerli hiçbir şeyi elde edemez. Ne Cennet’e girebilir ne de Cehennem’den âzâde kalabilir. Bütün bunlar ancak O’nun rahmet, inayet ve keremiyle elde edilebilir. Hem, her şeye kapanan bir insana Allah elli türlü kapı açar. Siz, dünyaya karşı kapılarınızı hele bir kapayın, göreceksiniz Hazreti Allah, sizin kapadığınız bir kapıya mukabil bin kapı lütfedecektir. Çünkü O, Müfettihu’l-ebvâb’dır. Yani kapıları açan yalnız O’dur. Evet, Allah’ın inayet, rıza ve teveccüh kapılarının size açılmasını istiyorsanız, dünyevî her türlü beklentiye karşı bir ömür boyu kapılarınızı sürekli kapalı tutmanız gerekir.
35 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s. 192 (Yirminci Lem’a).