İçeriğe geç

İstiğnanın zirvesi ise insanın kendini ifade etmemesi ve başkalarının takdirkâr ifadelerinden rahatsızlık duymasıdır. Her ne kadar nefs-i emmâre, takdir u tebcillerden hoşlansa da kâmil mü’min kendisine yöneltilen takdirleri vicdanında tahkir gibi duymalıdır. Hatta o, “Bu adamlar niye ötede alınacak mükâfatı bana burada teklif ediyorlar ki? Acaba onları böyle bir mülâhazaya ben mi ittim?” diyerek kendini sorgulamalı ve sonra da, “Allah’ım, beni bana unuttur ve kendimden bahsetmeyi de bana kerih göster.” diyerek acz u fakr yolunu tercih etmelidir.

Bir insan, mal mülk karşısında müstağni davranabilir. Hatta kendisine verilmek istenen kaymakamlık, valilik, müsteşarlık, milletvekilliği gibi payeleri de elinin tersiyle itebilir. Fakat takdir ve tebcillere karşı istiğna bütün bunlardan daha zordur. Bu açıdan insanın daha baştan alkış ve takdire karşı kararlı bir duruş sergilemesi, hiçbir zaman bu tür beklentilere kapı aralamaması, hatta takdir edecek insanların ağzına fermuar vurarak bu yoldaki menfezleri kapaması çok önemlidir.

Sahne Arkasındaki Meçhul Öğretmenler

46