İçeriğe geç

Bununla beraber, Ehl-i Sünnet nazarında da, Hazreti Ali’nin diğer sahabîler arasında ayrı bir yeri vardır. Bu müstesna konum, onun Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) cibillî yakınlığı, o haneye ait bazı sırlara vukufiyeti, hakikat-i Ahmediye’yi velâyet noktasında en kâmil mânâda temsili, peygamber neslinin ondan devam etmesi ve bütün evliyanın baştacı olması… gibi mazhariyetlerden kaynaklanmaktadır.

Hazreti Ali, “Her peygamberin nesli kendinden, benimkisi ise Ali’den olacaktır!”4; “Ben kimin dostu (mevlâsı) isem, Ali de onun dostudur.”5; “Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsin!”6; “Sen, Hazreti Harun’un, Hazreti Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda almaktan razı değil misin? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur.”7 ifadelerindeki nebevî iltifata mazhar olmuş bir insandır.

Ayrıca, Resûl-i Ekrem’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) neslini sevmek de Alevîsiyle Sünnîsiyle hepimiz için çok önemli bir vecibedir. Nitekim, Kur’ân-ı Kerim’de, Allah Resûlü’nün, peygamberlik vazifesine bedel olarak hiçbir ücret talep etmediği, ümmetinden sadece Âl-i Beytine muhabbet istediği belirtilmektedir. Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hakikati teyit eden bir hadis-i şerifinde, “Nimetleriyle sizi rızıklandırdığı için Allah’ı sevin. Beni de Allah için sevin. Ehl-i Beytimi ise benim sevgimden dolayı sevin.”8 buyurmaktadır. Yine, Habîb-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) iki ayrı hadis-i şerifte, sırat-ı müstakîmden inhiraf etmemeleri için ümmetine Kur’ân, sünnet-i seniyye ve Ehl-i Beyt’e ittibayı emretmektedir. Sâdık u Masdûk Efendimiz, “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapmazsınız. (Bunlar) Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün Sünneti’dir.”9 demiş; bir başka defa ise, “Diğeri, Ehl-i beytimdir.”10 buyurarak sünnet-i seniyyesinin yerine mübarek neslini zikretmiştir.

Kerbelâ’ya Ağıt

17