Cenâb-ı Hak bu Kutlu Nebi’nin duasını kabul buyurmuş ve o kavmin altını üstüne getirmiştir. Fakat, Kur’ân-ı Hakîm’in bu hâdiseyi kıssa ederken kullandığı üslûpta göze çarpan, şartlara bağlı bir karakter mevzubahistir; âyetlerde o gün öyle bir peygamberin gerekliliğini vurgulayan bir eda vardır. Dolayısıyla, Hazreti Nuh’un, Allah’ın rızasına muhalif olarak hissiyatını seslendirdiğini düşünmek ve öfkesini öne çıkararak o insanların helâki için beddua ettiğine ihtimal vermek büyük bir hatadır. Ulü’l-Azm bir peygamberin, Mevlâ-yı Müteâl’in muradının aksine bir arzu ve istekte bulunması düşünülemez. Meseleye, “peygamber de olsa bir insanın öfkesi” şeklinde yaklaşmak kat’iyen doğru değildir; böyle bir yorum çok yanlış bir algılamanın neticesidir. Ayrıca, bir peygamber hakkında değerlendirmede bulunurken çok temkinli davranmak icap eder. Zaten, Allah’ın muradı –kapalı dahi olsa– o istikamette bulunmasaydı, Cenâb-ı Hak, “Ben o şekilde yazmadım, Benim kader plânım öyle değil” der ve onun talebini geri çevirirdi. Hâlbuki Yüce Yaratıcı, elçisinin istediğini aynıyla gerçekleştirmiştir. Demek ki, o zamanki şartlar ve o dönemin insanlarının tabiatları öyle gerektirmiştir.
Hazreti Musa Yörüngesi