Bazıları ise, Allah’ın kelâmını dillerinden hiç düşürmezler, sürekli gırtlak ağalığı yapar ve çoğu zaman bağıra bağıra Kur’ân okurlar. Dahası kimileri, seslerinin güzelliğini ortaya koymak için ayât-ü beyyinâtı bir vasıta gibi görür ve her zaman harika kıraatlerini (!) sergileme fırsatları kollarlar. Kendilerine beyan hakkı verilince, sözlerini âyetle başlatıp yine bir âyetle bitirirler. Fakat, maalesef onlar da Kelâmullah’ı sadece okurlar; onun muhtevasını anlamaya ve onunla amel etmeye çalışmazlar. İlâhî emirlere karşı lâkayt davranır ve böylece Kur’ân-ı Kerim’e cefâda bulunmuş olurlar.
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (aleyhi ekmelüttehâyâ) Kur’ân’dan bu denli uzak yaşayanlar hakkındaki şu tehditkâr beyanı ne kadar da ibretâmizdir: “Her kim Kur’ân-ı Kerim’i öğrenir ama mushafı bir köşeye atar, onunla ilgilenmez ve ona bakmazsa, Kur’ân Kıyamet günü o insanın yakasına yapışır ve ‘Yâ Rab! Bu kulun beni terk etti; benimle amel etmedi. Aramızda hükmü Sen ver.’ der.”6
Evet, Kur’ân-ı Mu’cizül Beyân, insanın kalbî, ruhî ve fikrî hayatını tanzim eden; lütufla, merhametle, şefkatle, adaletle muameleyi emredip beşer ile kötülükler arasına âdetâ aşılmaz engeller koyan bir kitaptır. O, Allah’ın insanoğluna bahşettiği sıhhat ve âfiyeti, istidât ve kabiliyeti, imkân ve kuvveti en iyi şekilde değerlendirme ve bu mevhibelerden hakkıyla istifade etme yollarını öğreten ilâhî beyandır. Kur’ân-ı Mecid, gönül verip arkasına düşenlerin ruhlarında hürriyet düşüncesi, adalet anlayışı, kardeşlik ruhu ve başkaları için yaşama arzusu gibi ulvî hisleri tutuşturarak, etten-kemikten varlıklara melekleşme âdâbını ta’lim eden ve böylece onlara iki cihan mutluluğuna giden yolları gösteren bir ışık kaynağıdır.
Dipnotlar
- 6 Bkz.: es-Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyân 7/132; ez-Zemahşerî, el-Keşşâf 3/282.