İçeriğe geç

Diğer taraftan, Hâricîlerin bu müfrit hâlleri, farklı bir ifratın doğmasına sebebiyet verdi. Onlar Hazreti Ali’ye kâfir deyince, bu defa da bazı Hazreti Ali taraftarları bir tecessüd, bir ittihad ve bir hulûl yanlışına düştüler; –hâşâ– “Allah onda hulûl etmiştir.” deme dalâletine saplandılar.

Haddizatında, Hazreti Üstad’ın da ifade ettiği gibi; Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bazı kimselerin bu dalâletini çok önceden Hazreti Ali’ye (kerremallahu vechehu) haber vermişti. Hazreti İsa (aleyhisselâm) sebebiyle, birisi ifrat-ı muhabbetten ve sevgiyi su-i istimal ettiğinden, diğeri ise ifrat-ı adâvetten ve düşmanlıkta haddi aştığından dolayı iki grup insanın helâkete gittiğini hatırlatmış ve Haydar-ı Kerrar’a “Senin hakkında da, bazıları muhabbetin meşru sınırını aştıklarından, diğer bir kesim de düşmanlıkta taşkınlık yaptıklarından dolayı felâkete sürüklenecekler.” buyurmuştu.5

Nitekim, Hâricîler ve Nâsıbîler Hazreti Ali’ye düşmanlıkları yüzünden kaybederken, bazıları da ona karşı sevgilerini meşru dairede tutamadıklarından dolayı yoldan çıkmış; o Şâh-ı Merdan hakkında küstahça iddialarda bulunmuş ve ona –hâşâ– Cenâb-ı Hakk’ın yanında, Arş-ı A’zam’da oturma gibi bir paye vererek ayrı bir ifrata kapaklanmışlardı. İşte bu da farklı bir dengesizlik ve gulüv idi. Zaten, birbirinden farklı kolları hep beraber zikredilirken bu gruptakiler, azgınlar takımı ve aşırı uçlar mânâsına “gulât” adıyla anılagelmiştir.

Değişik şubeleri arasında bazı farklılıklar bulunsa da, gulâtın en önemli hususiyetleri; Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Hazreti Ali’nin (hatta Ehl-i Beyt imamlarının) bir nevi ilâhlığına, onların gaybı bildiklerine, hâdis değil kadîm olduklarına, onları tanımanın yükümlülükleri kaldırdığına, Ehl-i Beyt imamlarının peygamberliğine ve bazılarının ruhunun diğerlerine tenasüh ettiğine inanmalarıdır ki, bütün bu düşünce inhirafları da birer gulüvdür.

241