Nitekim, bir nihilist filozofun, özünden tamamen uzaklaşmış bir itikada reddiye babında “Ve Tanrı öldü” deyişini, işin künhüne vakıf olamayan bir kısım kimseler “Allah öldü” şeklinde algılayarak öylece ülkemize taşımış ve binlerce insanın dalâletine sebebiyet vermişlerdi. Kezâ, “Din afyondur; fakir-fukaranın teselli kaynağıdır!” düşüncesinden dolayı tamamen devrilen, tırpanlanmış gibi yıkılıp giden bir sürü insan olmuştu. Heyhat ki, bu düşünce inhiraflarının tesirleri sadece inkârcılar üzerinde görülmedi. Kimileri, o fikir kaymaları neticesinde itikadî bir uçuruma yuvarlanırlarken, bazıları da en azından zükâma tutuldular. Onların da, –bağışlayın– burunları akmaya başladı; başları döndü, bakışları bulandı ve ağızlarının suyu aktı. Onlar da hesabı karıştırdılar, fantestik, lüks ve bâtıl mülâhazalara kapıldılar.
Bir münasebetle arz ettiğim gibi; bir dönemde İslâm dünyasında “İslâm sosyalizmi” kitapları yazıldı. Çünkü, bazı mü’minler, ne idüğü belirsiz düşüncelerden o kadar etkilendiler ki, İslâm’daki içtimaî adaleti sosyalizm şeklinde anladılar. Oysaki, içtimaîlik, İslâmî yapının temeli değil sadece bir yönüdür. “Allah indinde hak din İslâm’dır.”4 Bu mesele malûm ve müsellem bir hakikat iken, Marks’tan tevârüs edilmiş bir nazariyenin İslâm’a yamanarak takdim edilmesi, Müslümanlık adına büyük bir gaflet ve cehalettir. Aynı zamanda bu, baş dönmesinin, göz bulanmasının ve hakikatleri mahiyet-i nefsü’l-emriye açısından değerlendirememenin ifadesidir.
Zükâma Müptelâ Yığınlar
Dipnotlar
- 4 Âl-i İmrân sûresi, 3/19.