Bu itibarla, bir taraftan günümüz açısından bizi bekleyen mesuliyetler adına tembellikten silkinmemiz, bir diğer taraftan da, üretilip ortaya sürülen yanlış bilgilerden, gayr-i tabiî ve bizim kültür dünyamıza yabancı malzemelerden sıyrılmamız gerekiyor. Bizim cins dimağlarımızın asırlık uykulardan sonra nihayet uyanıp vazifelerinin başına geçmeleri icap ettiği gibi, eğitimcilerimizin de, toplumdan kaçıp yalnızlığa sığınan, insanlardan uzak yaşadığı hâlde içtimaî reçeteler yazdığı iddiasında bulunan, nihayet bir sürü anguaz içinde ölüp giden ama bir kesim tarafından kurtarıcı gibi takdim edilen, hem kendisiyle hem de halkla kavgalı tiplerin natüralizmi aksettiren ve mâl-i hülyaları dillendiren kitaplarından yüz çevirip kendi kültür kaynaklarına dönmeleri lâzım geliyor.
Evet, yeni nesillerin gerçek birer fazilet âbidesi olmasını istiyorsanız, bir kere daha öz değerlerinize teveccüh etmeli ve onların ihtiyacı olan esasları kendi kaynaklarınızdan çıkarmalısınız. Şu kadar var ki, öncelikle, Kur’ân-ı Kerim’in hem şahsî hem de içtimaî bütün dertlerinize derman olabileceğine ve Resûl-i Ekrem’in sünnet-i seniyyesinde her türlü hastalığınızın şifasını bulabileceğinize gönülden inanmalısınız. Kendilerine sathî bir nazarla baktığınız zaman onların kıskanç davranacaklarını da hesaba katmalısınız. Dupduru hislerle ve ihtiyaç tezkeresiyle onlara im’an-ı nazar etmeli, muhtevalarında derinleşmeli ve sırlarına vakıf olmaya çalışmalısınız. Unutmamalısınız ki; siz onlara kendinizi vermezseniz, onlar da size bağırlarını açmazlar.