Evet, insan, tabiatı itibarıyla farklılık ve üstünlük düşüncesine açıktır. O, bu türlü mülâhazalardan tecrîd edilmemiş ve daha baştan fıtratı bunlara kapalı olarak yaratılmamıştır. Mesuliyet duygusunun ve imtihanın bir gereği olarak o, bütün nefsanî ve şeytanî düşünceleri iradesiyle aşmak zorundadır. Dolayısıyla insan, Allah’a sığınarak ve iradesinin gereğini yerine getirerek nefsanî hislerin ve şeytanî fikirlerin üstesinden gelmeye çalışmalıdır. Allah’a dayanarak, sa’ye sarılarak ve iradesinin hakkını vererek kulluk şuuruna aykırı bütün mülâhazalardan sıyrılmaya gayret etmelidir. Bu arada, bilmelidir ki, bugün aştığı tepelerin benzerleri yarın yeniden karşısına çıkacaktır. Bir işte başarılı olunca, benliğine âit bir kısım duygular, bir kere daha birer akrep gibi kuyruklarını dikip gezmeye başlayacaklardır. O, bu zehirli ve öldürücü hasımlara karşı da savaş ilân etmek ve bu defa da onları aşmak durumunda kalacaktır. Onların da üstesinden gelse bile, unutmamalıdır ki, yarın aynı tehlikelerle bir kere daha karşılaşacak ve yeni bir imtihanı daha geçmek mecburiyetinde olacaktır. Nasıl ki, Peygamber Efendimiz جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ بِلَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ“İmanınızıلَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُile yenileyiniz.”7 buyurmakta ve ümmetini sürekli tecdîd-i imana davet etmektedir; aynen öyle de, insan kulluk anlayışına ters duygu ve düşüncelerle de sürekli mücadele içinde olmalıdır. Zira, Mektubat’ta da vurgulandığı üzere, nefis, hevâ, vehim ve şeytan az çok her insana hükmetmekte; onun gafletinden istifade ederek, pek çok hile, şüphe ve vesveseyle iman nurunu kaplamaktadır. Onun için, her gün, her saat, hatta her vakit, imanı cilalamaya ihtiyaç vardır.
Dipnotlar
- 7 el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 2/204. Ayrıca benzer mânâdaki hadisler için bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/359; Abd İbn Humeyd, el-Müsned 1/417).