Peygamber Efendimiz’den öğrendiğimiz سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظِيمِ tesbihinde aynı zamanda cemal tecellîsine de işaret vardır. Bazı âyet-i kerimelerde tesbih ile hamd beraber zikredildiği gibi bu sözde de Cenâb-ı Hakk’ın celâlî tecellîlerini ifade eden tesbihle, cemalî tecellîlerine imada bulunan hamd beraberce söylenmiştir. Allah Teâlâ’nın kudret, irade ve meşîetinin bütün kâinat çapında hükmünü icra ettiğini gören meleklerin رَبُّ الْمَلٰئِكَةِ وَالرُّوحِ deyip bütün âlemlerin rabbi Allah’ı kastetmeleri vahidî ve celâlî tecellînin ifadesidir. Fakat Allah’ın, lütuf, şefkat, merhamet gibi sıfatlarından yansıyan, Cenâb-ı Hakk’ın herkese ve her şeye, seviye ve ihtiyaçları nispetinde ihsan ve ikramda bulunması şeklinde müşâhede edilen ehadî ve cemalî tecellîleri de vardır. Rahmaniyet ve rahîmiyet dalga boylu tecellîlerden, canlı-cansız her varlığın, kendi kabiliyet, donanım ve istîdadına göre istifadesi söz konusudur ki, işte bunlar cemalî tecellîlerdir. Bu türlü tecellîlerde, mecâlî, yani, tecellî alanı olan varlıklar ya da bir yönüyle mazharlar, kendi donanımları, konumları, seviyeleri, istidatları ve ihtiyaçları nazar-ı itibara alınarak hususi görülüp gözetilirler. Farklı farklı şeylere ihtiyaç içinde oldukları, ayrı ayrı beslendikleri, çeşit çeşit bakım-görüme muhtaç bulundukları hâldehiçbiri unutulmayarak ve hiçbiri terkedilmeyerek hepsine tek tek nimetler verilir ki bu da Cenâb-ı Hakk’ın cemalî tecellîsidir. Meselâ, bir bebeğe önce anne sütü, sonra mama verilir. Çocuk biraz büyüyünce pelte, daha sonra püre, sonunda da ekmek ve katı gıda ile beslenir.