Enbiyâ-i izâm efendilerimiz ücret istememiş, karşılık beklememişlerdir ama her zaman vazife başında, hizmette önde ve her hayırlı faaliyetin bizzat içinde olmuşlardır. Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatı bunun örnekleriyle doludur: Hazreti Mikdad, Uhud Savaşı’nda herkesin dağıldığı bir esnada, düşman saldırıları karşısında Allah Resûlü’nün bir adım olsun geri gitmediğini anlatır. “Allah’ın arslanı” lakabıyla tanınan şecaat kahramanı Hazreti Ali, “Biz savaşın kızıştığı, gözlerin yuvalarından fırladığı zamanlarda Resûlullah’ın arkasına sığınır, o sayede korunurduk.” der. Huneyn Savaşı’na bakarsanız bu sözün en güzel misalini görürsünüz: Savaşın kargaşası içinde Resûlullah vadinin sağ tarafına doğru çekilir. Bazıları bunu bir geri çekilme gibi değerlendirir; oysa, o bir savaş taktiğidir; bozguna uğramış gibi bir tavır sergilenip düşman bir çember içine alınmıştır. Karşı cephenin askerleri zafer sarhoşluğuyla koşarken Allah Resûlü Müslümanlara, “Nereye gidiyorsunuz ey insanlar! Yalan yok, ben Resûlullah’ım; ben Abdülmüttalib’in torunu, Abdullah’ın oğlu Muhammedim!” diye seslenir, Hazreti Abbas’ın da halkı çağırmasını ister. Hazreti Abbas “Ey Akabe’de biat edenEnsar, gelin! Ey Rıdvan ağacı altında Resûlullah’a söz veren Muhacirler, dönün! Muhammed buradadır! Nereye gidiyorsunuz?” diye haykırınca ashab efendilerimiz “Lebbeyk yâ Resûlallah.” diyerek koşup O’nun çevresinde toplanırlar. O, “İşte ocak şimdi kızıştı.” buyurur, yerden bir avuç toprak alıp düşmanların üzerine fırlatır; saldırıya geçilirken yine en önde O vardır.10
Dipnotlar
- 10 Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 7/298; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 2/151-149.