Eskiden tekye ve medreselerin kapısında “Edep yâ Hû” yazılıydı. Bu söz, “Ey insan edebe dikkat et!” demekti. Daha kapıdan girerken karşılaşılan böyle bir ikaz o dergahların töresiydi. Ona benzer şekilde, hemen her yerde, her durumda ve her konumda insanlara edep telkin edilirdi. O edep, Kur’ân’ın insanda görmek istediği bir özellikti. Hazreti Mevlâna’nın, “Efendi bil ki, Allah kelâmı olan Kur’ân âyet âyet edeptir. Akıldan sordum: ‘İman nedir?’ Akıl kalb kulağına ‘iman edeptir’ dedi” sözleriyle nazara verdiği hâl, tavır ve söz güzelliğiydi.
Başkaları üzerinde müessir olan unsur da süslü sözler değil, insanî tavırlardır. Süslü püslü sözlerin insanlara uzun süreli tesir ettiği çok görülmemiştir. Sadece söz tesirli olsaydı, dünya çapında en büyük edipler kitleler üzerinde müessir olur ve kalıcı tesirler icra ederlerdi. Her biri birer sistem kurar ve ekoller oluştururlardı ki, insanlar onlardan hiç ayrılmazlardı. Puşkinizm, Dostoyevskizm, Tolstoyizm, Balzakizm, Sartrizm gibi akımlar olurdu ve insanlar onların arkalarından giderlerdi. Fakat bazı yanlarıyla onları takdir eden ve yazdıklarını beğenen bazı insanlar vardır ama genelde onları birer kudve (rehber, önder) kabul edip arkalarında giden ve arkalarından gitmekle kurtuluşa ereceğine inanan insan neredeyse hiç yoktur. Evet, müessir olanlar, sözlerinden daha çok hâl, tavır, davranış ve edepleriyle tesirli olmuşlardır.
Saygı Anlayışımıza Ters Tavırlar
Soru: Efendim, otururken ayak ayak üstüne atma, ellerle oynayıp durma gibi alışkanlıklar edebe aykırı mıdır?