Kur’ân’ın edep çağrısı bizim için de geçerlidir. Rabbimiz’e, Peygamber Efendimiz’e, anne-babamıza, âlimlere, Hak dostlarına, Hak yolunda olan idarecilere, bütün vatandaşlara ve hatta bir mânâda bütün insanlığa karşı saygı ve edep çerçevesinde hareket etmemiz Müslüman olmamızın gereğidir. Enbiyâ-i izâmın, ashab-ı kiramın ve selef-i salihinin hayatları bizim için birer edep tablosudur. Bizim de saygı duymamız ve karşılarında edep sınırlarını asla aşmamamız gereken muallimlerimiz, mürşidlerimiz ve rehberlerimiz ya da şöyle böyle kendisine çok borçlu olduğumuz insanlar vardır. Onlara karşı edep de, nezdi ulûhiyette sevap getirici ve Allah’ın rızasını kazandırıcı vesilelerdendir. Hele bu edebimiz Allah’tan ötürü ise, yani, mahlukâtı Allah’tan ötürü sevdiğimiz gibi insanlara karşı da Allah’tan ötürü edepli davranıyorsak, o zaman gerçekten kazanma yolunda yürüyoruz demektir.
Son cümle bana, Übeyy İbn Ka’b ile İbn Abbas (Allah ikisinden de razı olsun) arasında geçen bir hâdiseyi hatırlattı. Bir gün Hazreti Übeyy ata binerken Hazreti İbn Abbas onun atının üzengisini tutar. Übeyy İbn Ka’b onun bu davranışı karşısında, “Sen ne yapıyorsun! Sen ki Peygamberin amcasının oğlusun…” deyince; İbn Abbas, “Biz büyüklerimize hürmet etmekle emrolunduk.” der. Bu defa Hazreti Übeyy, İbn Abbas’ın elini tutup öper; “Biz de, Ehl-i Beyt’e karşı böyle davranmakla emredildik.” karşılığını verir. Onlar, bu hâlleriyle birer edep abidesi olduklarını ortaya koydukları gibi saygılarının Allah ve Peygamber sevgisinden kaynaklandığını da göstermişlerdir.